19 Mayıs 2010 Çarşamba

Söz Market



hayata dair...
Bilmek acı çekmektir. Ve bildik;
Karanlıktan çıkıp gelen her haber
Gereken acıyı verdi bize:
Gerçeklere dönüştü bu dedikodu,
Karanlık kapıyı tuttu aydınlık,
Değişime uğradı acılar...
Gerçek bu ölümde hayat oldu.
Açıldı sessizliğin çuvalı...
(...Pablo Neruda)

tuzaktan kumanda
(...SHOW TV - Deryalı Günler)
DERYA BAYKAL: Nasıl bir babasın peki?...
HAZIM KÖRMÜKÇÜ: Çocuklarımın gözünün bebeğinden ne hissettiğini bilebilen bir babayım.
***
(...STAR - Keyf-i Sibel)
SİBEL TURNAGÖL: Recep İvedik-2 filmini merak ediyor musunuz, izleyecek misiniz?...
LEVENT KIRCA: Ben onun 1.’sini merak etmedim, 2.’sini de etmedim, 17.’sini de merak edeceğimi zannetmiyorum.

Te­mel’in ye­ri
Gecenin ileri bir saatinde karakolun kapısı açılmış ve Temel bir gözü mosmor şekilde içeri girmiş...
Uyurken arka bahçede bir gürültü duyduğunu, ne olduğunu araştırmak için bahçe kapısını açıp dışarı çıktığında, kafasına bir şey indirildiğini, ayıldığında gözünü mosmor olarak bulduğunu söylemiş...
Komiser memurlardan birisine Temel’e eşlik ederek eve gidip araştırma yapmasını söylemiş... Yarım saat sonra memur tek başına karakola geri dönmüş... Gözünde kocaman bir morluk varmış...
Komiser sormuş;
-Aynı adam sana da mı vurdu?...
“-Hayır... Ben de aynı tırmığa bastım...”

Söz der ki;
“-Yetkinizi aştığı halde size danışılıyorsa, çözüm değil suçlu aranıyordur...”
(...Sadece müthiş S.Ö.Z.leri)

bizimkiler...
(...Emin’in yemekhane bombaları)
Yemekhanede karşılaştığı arkadaşa, “Ooo! Nasılsın abi, kardeşin ne yapıyor” diye sorması ve “Benim kardeşim yok” cevabını alması...
...
Yine yemekhanede polis üniformalı birine uzun süre sarılması, “Tertip n’aber” demesi fakat polisin Edirne’de Emin‘in Diyarbakır’da askerlik yapmış olması...
...
Yemek yiyen sarışın bayana “Abla nerelerdesin yav” diye sorması... Zannettiği Halime Gürbüz’ün aslında 2 aydır Amerika’da olması...

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Tüm umudunuzu kaybetmek de bir çeşit özgürlüktür...”
(...Dövüş Kulübü filminden)

kadınlar & erkekler
(...Kadın / Erkek diyalogları Nuran Kaya’dan)

Dün haberlerde çıkan tekstil sektörünün krize girmesine kocamın yorumu:
“-Bak bir aydır alışveriş yapmıyorsun, tekstil krize girmiş...”
...
Duygusal bir akşamın ortalarında eşimin omuzunda yatarken soruyorum, “Beni seviyor musun” diye...
Ve o adamdan gelen cevap; “Sevdik ya!”
...
Karımla dolaşırken önümüzden bir kadın geçti ve ben ona bakmak zorunda kaldım... Eşimin şu sözleri ile kendime geldim;
“-Bakma faslın bittiyse kavgaya geçeceğim...”
...
“Seviyor musun” dedim, “Seviyorum.” dedi... “Ne kadar” dedim, “Çok” dedi... “Ne kadar çok” dedim;
“-Her akşam eve gelip dırdırını çekecek kadar çok” dedi... Sustum...
...
Komşumuzun kızı ilk önce fırıncıya kaçtı... Geri geldi, 5 ay sonra un fabrikasının sahibine kaçtı... Bunlara annesinin yorumu;
“-Ben bu gızı una doyuramadım...”

iğ­ne­lik...

SAĞDAN GİDELİM

Sol romantik fantezi,
Gerçekle ilgisi yok...
Yol gösteren bir tezi,
Temeli bilgisi yok!

Üretmez hazır yutar,
Geçinir sol bedâva...
Konuşur atar tutar,
Hepsi de hava cıva!

Karanlıktır sol adı,
Habersiz yeni çağdan...
Doldu solun miadı,
Sağdan gidelim sağdan!

(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



Temel eczaneye gitmiş;
“-Sizde asetilsalisilik asit var mı?...
Eczacı dönmüş;
-Yani aspirin istiyorsunuz değil mi ?...
“-Evet evet... Şu meredin adını bir türlü ezberleyemedim de...”

Söz der ki;
“-Tarihin kendini yanlış tanıyanlarla hesaplaşacağı tarih gelip çatar...”
?(...Takvimlere nazire yaparcasına söylediği müthiş S.Ö.Z.leri...)

kadınlar & erkekler
(...Kadın & Erkek Kuralları, Yeşim Yaldız’dan)
Kadınların kocalarına en güvenmediği yer kara yollarıdır...
Bütün kadınlar, bilinmeyen bir yere girildiğinde kaybolacaklarını zannederler...
...
Kadınlar eve hediye ile gelen adamdan şüphelenirler...
Birçok mâsum erkek de bu düşünceyi bildiği için eve hediye ile gitmez...
...
Dünyada hiçbir erkek yoktur ki;
Başka bir kadına bakarken yanındaki eşine yakalanmasın...
...
Kadınlar her konuda erkeklerle eşit olmak isterler...
Üç istisna: Erkek tuvaletlerine girmek, çöpü indirmek ve hesabı ödemek...
...
Kadınlar kendileri ile tartışmaya giren adamı muhakkak yenerler...
Tartışmayana bir şans daha verirler...
...
Kadınlar kendilerine neler verildiğine değil,
Onlar için nelerden vazgeçildiğine bakarlar...


o sandık var ya!
Recep İvedik konusunda çok kafa yordum...
Öyle ya; çocukluğumuzda Kemal Sunal’ın ağzını yamultarak “Aşoğlu eşek” demesi bile ayıptı ve biz o filmleri büyüklerimizle seyredemezdik...
İstanbul’a 8 yaşında geldiğime göre, artı 8’in çok üstündeydim halbuki...
Konu yok, kurgu yok, masraf yok... Hepsi bir yana ninesiyle Playstation oynayan, ona küfürler eden, iğrenç diyalogların geçtiği 2 saatlik bir tiksinti seansı...
...
Peki durum böyle iken, nasıl oluyordu da Recep İvedik gişe rekorları kırıyordu?...
Dedim ya kafa yordum ve kendimce işin içinden çıktım...
İnternetle, özel televizyonlarla doğan, sitelerde büyüyen teknolojik nesil artık büyüdü...
Bırakın toplum içinde olmayı, karşı dairedeki arkadaşıyla bile bilgisayarda konuşan, babalarının, dedelerinin hayatlarından tamamen kopuk, tamamen habersiz...
MSN’lerde aşkını yaşayan, forumlarda küfür eden, sözlüklerde içini döken, hiçbir zekâ kıvılcımı saçmayan esprilerle büyüyen nesil...
Bu gençlik mi Recep İvedik’i doğurdu, Recep İvedik mi bu gençliği buldu bilmiyorum ama; tespitim budur...
...
Bırakın sinemadan anlamayı veya hoşlanmayı; eğer aklı başında bir insansanız, içiniz o kadar çok şeye acıyor ki filmi izleyince...
Emek verilmiş filmlerin boş çeken koltuklarına mı üzülürsünüz?...
Onca masrafa, onca emeğe rağmen bir ay boyunca eleştirilen Cem Yılmaz’a mı üzülürsünüz?...
Aksıran, geğiren ve daha fazlasını yapan bir adamla sinemaya siftah yapan çocuklara mı üzülürsünüz?...
(...Yazının tamamı: www.ihlassondakika.com)


bizimkiler...
ERCAN: Bülent Korkmaz’ın basın tıplantısı var...
EMİN: Nerede?...
ERCAN: Turgay Vardar’da yapılacak... Fotoğraf da gelecek...
EMİN: Turgay Vardar ölmemiş miydi yav?...
ERCAN: Ölmüştü... De salona onun ismi verildi...
EMİN: Haa, Metin Oktay Tesisleri gibi...
ERCAN: Hee... Sana laf anlatmak da pireye hendek atlatmak gibi...


İğnelik

> UÇAK YARASI

Güçlü uçuş ağına,
Avrupa boyun eğdi...
THY uçağına,
Gâliba nazâr değdi!


Sarstı bir elîm kazâ,
Duâ metânet gerek...
Ölü yaralı kezâ,
Ateş düşen kor yürek!


Milletçe acımızdır,
Kazâzede eyvâhın...
Kader baş tâcımızdır,
Sabret takdîr Allahın!

> (Sefa Koyuncu)

itiraf reyonu...
(...isim: ibrahim ...şehir: istanbul ...yaş: yirmi sekiz)

Geçen sene Fenerbahçe’de Mehmet Aurelio’nun en formda olduğu zamanlar...
Türkiye Gazetesi’nde bir başlık “TOP HIRSIZI” diye... Alt satırlarda Aurelio’nun o sezon rakiplerinden ne kadar top kaptığıyla alakalı istatistikler...
İsmi lazım değil arkadaşım Fahri yanıma geliyor, her zamanki gibi gazeteyi alıyor, okumaya başlıyor...
Spor sayfasına gelince gözleri açılıyor (ki sporla hayatta işi olmaz)...
Sonra şok soru geliyor;
“-Yahu bu adama ceza vermiyorlar mı bu kadar top çalmış... Hem nereye koyuyor bu kadar topu...”
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


Söz Market



itiraf reyonu...
- Tombili Murat’ın maceraları 3 -
(...isim: hüseyin akbal ...şehir: istanbul ...yaş: genç daha)

Bir gün Murat su birikintisinde yüzen yavru balıklar görüyor...
Uyanık ya bizimki; evdeki akvaryumuna koymak için bunları bir poşete dolduruyor...
Balıkları akvaryuma dolduruyor, fakat o gün bir cenaze dolayısı ile köylerine gitmeleri gerekiyor...
Birkaç gün kalıyorlar köyde ve dönüşte eve gelip kapıyı açıyorlar ki ne görsünler?...
Ev kurbağa kaynıyor... Olay anlaşılıyor ki o buldukları balık değil kurbağa yavrularıymış...

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


Te­mel’in ye­ri
Okula kayıt yapan görevli,
Temel’in oğlu Dursun’a sormuş;
-Babanın işi nedir?...
“-Sihirbaz...”
-Öyle mi?... En ilginç gösterisi nedir?...
“-İnsanları ikiye bölebilir...”
-Müthiş... Konumuza dönelim, erkek, ya da kız kardeşin var mı?...
“-Var... Bir yarım erkek kardeş, iki yarım kız kardeş...”

bizimkiler...
BİLGEHAN: Basketçi kızı Facebook’taki resimlerinden dolayı kadro dışı bıraktılar...
EMİN: O kız Sırplıydı di mi?...
***
NACİ ABİ: Vehbi Orakçı adaylığını resmen açıkladı... O bölgede kesin kazanır...
EMİN: Bağımsız Parti’den adaydı di mi?...


Söz der ki;
“-Sevmek ağır bir yüktür... Yalnızlık ise onu tek başına taşımaktır...”
(...Soğuk kış günlerinde içinizi ısıtmaya aday müthiş S.Ö.Z.leri...)


tuzaktan kumanda
(...CNN TÜRK - Tarafsız Bölge)
AHMET HAKAN: Seyircimiz soruyor, “Gökçek’in karşısında yenile yenile yenilmekten bıkmadınız mı?...”
MURAT KARAYALÇIN: Ben yenilmedim, Melih Gökçek de yenmedi... Bölündük, Ankara’yı Melih Gökçek’e armağan ettik. O kadar, o kadar basit...
***
(...FOX TV - 50 Sarışın)
MEHMET ALİ ERBİL: Ağlama duvarı hangi şehirdedir?...
SARIŞIN YARIŞMACI ESRA: Eskişehir...
***
(...ATV - Özel Hat)
MUHABİR: Eskiden çok iyi 2 dosttunuz, şimdi Yıldız Tilbe’yi tamamen sildiniz mi?...
İBRAHİM TATLISES: Eee ben de insanım... İyice sinirlerim laçka olur ve gönlümden bir yıldız kayar gider...


hayata dair...
Hayatta zor işler, kolay işler var,
Bunları ayıran insan olmak zor.
...
Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay,
Az ve öz konuşup susan olmak zor.
...
Niyet etmek kolay, başlamak kolay,
Bir işi bitiren insan olmak zor.
...
Merak kolay, olay seyretmek kolay,
Bakan insan değil, gören olmak zor.
...
Kazanç kolay, servet, zenginlik kolay,
Vicdanlı, namuslu olmak zor.
...
Yemin etmek kolay, söz vermek kolay,
Verdiği sözünde duran olmak zor.
...
Hile, yalan, riya, kalleşlik kolay,
Doğru olmak, içten insan olmak zor.
...
Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay,
Acıyan yarayı saran olmak zor.
...
Nefse uymak kolay, hırslanmak kolay,
Nefsini, hırsını yenen olmak zor.
...
Yuva kurmak, evlenmek kolay,
Yuvada huzura eren olmak zor.
...
Yaşam kolay, doğmak, yaşlanmak kolay,
İnsanca yaşlanmak, insan olmak zor.
(...Netyorum)



iğ­ne­lik...
KARNE
Solun iktidârında,
Hiç karne aldınız mı?
Enerji diyârında,
Işıksız kaldınız mı?

Vaktiyle çok bunaldım;
Solun bir nişânesi...
Şekersiz yağsız kaldım,
Aldım gıda karnesi!

Bir depo benzin için,
Kuyruklarda bekledim...
Kim seçer solu niçin,
Diye suâl ekledim!
(...Sefa Koyuncu)


bir film di­ya­lo­ğu!
“-Aşkı güzel bir an olarak da düşünebilirsin... Başlangıcı ve sonu içinde barındırır... İşte bu yüzden bir yere varma amacı yoktur...”
(...Kolera Günlerinde Aşk filminden)


Söz Market



tuzaktan kumanda
(...LİG TV - Maraton)
ERMAN TOROĞLU: Onların gezdiği yerde ben şeydim Şansal...
ŞANSAL BÜYÜKA: Bugün yine şey günündesin hocam...


itiraf reyonu...
(...isim: ahmet okur ...şehir: istanbul ...yaş: lise yılları
Geçen gün arkadaşla oturuyoruz... Gökhan diye birini aramamız gerekiyor yalnız arkadaşın telefonu kapalı.
Aykut kardeşimiz yanımıza geldi ve “Hadi Gökhan’ı arayalım” dedi...
Biz de telefonunun kapalı olduğunu söyledik... Dalgınlıktan mıdır bilmem şok cevabı verdi;
“-E çaldırıp kapatın o zaman...”

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Hep soruyorlar “Bu Temel fıkraları nasıl çıkıyor” diye...
Trabzonlu arkadaşımız Emine Yazıcı, bunu uygulamalı olarak anlatıyor size;
Şöyle bir e-posta hepimize gelmiştir;
“-Eğer bir gün ATM makinelerinden bir soyguncu tarafından para çekmeye zorlanırsanız PIN kodunuzu ters girmeniz halinde (Örn. 1234 yerine 4321 gibi)
Makine parayı veriyor ancak bu arada polis de çağırıyor. Bu konuyu çok nadir kişi bildiği için, mümkün olduğunca çok kişiye bildirelim...”
...Ve olayın fıkraya dönüşümü;
Bir gün Temel’e arkadaşından böyle bir e-posta gelmiş:
Gerçekten de birkaç gün sonra gece yarısı Temel’e para lazım olunca tutup evine en yakın bir bankanın ATM’sine gitmiş.
Tam kartını soktuğunda arkasında bir gölge hissetmiş, dönünce bir de ne görsün! Eli bıçaklı hırpani bir adam...
“Bütün parayı çek ve bana ver” demiş.
Temel‘in aklına hemen arkadaşından aldığı mail gelmiş ve içinden kıs kıs gülmüş...
PIN numarasını tersten girerek bütün parasını çekip soyguncuya vermiş ve başlamış sırıtmaya.
Adam gözden kaybolmuş... Ne bir polis gelmiş ne de bir zabıta.
En sonunda karakola giderek polislere durumu anlatmış.
Komiser de Temel’e “Peki PIN numaran kaçtı” diye sormuş...
Temel cevap vermiş; “2222...”



Söz der ki;
“-İnsanları olduğu gibi kabul edin... Ama ne oldukları konusunda yanılmayın...”
(...Üzerinde uzun süre çalıştıktan sonra ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)


hayata dair...
Sevmek; uyuşturucu almak gibidir...
Başlangıçta kendini iyi hissedersin, bütünüyle verirsin...
Ertesi gün, daha fazlasını istersin...
Henüz zehirlenmemiş, o duygudan hoşlanmışsındır...
...Ve onun üzerindeki egemenliğini sürdürebileceğini sanırsın...
Sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür, sonraki üç saat boyunca unutursun...
Ama yavaş yavaş onun varlığına alışır, ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin...
Böylece onu üç saat düşünür, iki dakika unutmaya başlarsın...
Yakınında değilse, bağımlıların uyuşturucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin...
Uyuşturucu bağımlılarının, gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman hırsızlık yaptıkları gibi, kendilerini aşağıladıkları gibi, aşk için her şeyi yapmaya sen de hazırsındır...
(...Paulo Coelho)


iğ­ne­lik...
TERÖR-SOL
Türkiye’de terörün,
Kaynağında sol vardır...
Gerçeği artık görün;
Terör-sol kafadârdır!

Terörle sol iktidâr,
Kol kola yürüdüler...
Mutlu iken bu diyâr,
Al kana bürüdüler!

Cirit attı serseri,
Hem de göz göre göre...
Teslim etti her yeri,
Sol iktidâr teröre!
(...Sefa Koyuncu)


Söz Market



Temel ve Dursun sohbet ederken, “Artık evlenelim” demişler...
“-Ben utanırım evlenme teklifi yapmaya, nasıl olacak” diye sormuş Temel...
Dursun, “Orası kolay” demiş;
“-Sen benim arabanın bagajına gir... Ne yaparsam aynısını yaparsın...”
Dursun kız arkdaşını almış ve dağın tepesine çıkmış...
“Evet mi, hayır mı” diye sormuş, kız “Hayır” demiş;
“-O zaman sen yürüyerek git, ben arabayla ineceğim...”
Mecburen kabul etmiş...
Döndüklerinde Dursun, “Anladın mı” diye sormuş, Temel “Tamam” demiş...
Fadime’yi arabaya alıp, dağın tepesine çıkmış ve sormuş;
“-Evet mi, hayır mı?...”
Fadime hiç düşünmeden “Evet” demiş;
“-O zaman sen arabayla in, ben yürüyerek inerim...”


Söz der ki;
“-Erkeğin ilgisi sizi bunalttıysa; ondan ayrılmayın, onunla evlenin...”
(...Sadece müthiş S.Ö.Z.leri)


bir film di­ya­lo­ğu!
“-Dostlarına yakın ol; ama düşmanlarına daha da yakın ol...”
(...The Godfather filminden)



hayata dair...
Herkes aslında yalnızdır...
Ve anlaşılmak ister, ama hiçbir zaman bir başkasını tümüyle anlayamayız...
Ve hepimiz bizi çok sevene bile bir parça yabancı kalırız...
Acımasız olanlar güçsüzlerdir...
Sevecenlik yalnızca güçlülerden beklenebilir...
Korkuyu bilmeyenler gerçekte yürekli değildir...
Çünkü yüreklilik, düşlenebilene karşı koyma gücüdür...
İnsanları çocukmuş gibi görürseniz...
Onları daha iyi anlayabilirsiniz...
Ne denli yaşlı ya da etkileyici olurlarsa olsunlar...
Çünkü çoğumuz hiçbir zaman büyümeyiz...
Yalnızca boyumuz uzar...
Mutluluğa ancak beynimizi ve yüreğimizi gücümüz yettiğince etkinleştirdiğimizde ulaşırız...
Hayatın amacı önemli olmaktır...
Saygın olmak... Sevmiş olmaktır...
(...Leo Rosten)



iğ­ne­lik...

> BİR OY

Bir tek çivi bir nalı,
Bir nal atı kurtarır...
O at ki ordu malı,
Ordu bahtı kurtarır!

Bir tek kibrit alevi,
Çıkarır dev yangını...
Oylar ilâc bir nevi,
Sandık önler salgını!

Bir oy kullan vazgeçme,
Bir oy başkan kurtarır...
Bir oy deyip de geçme,
Bir oy vatan kurtarır!

> (...Sefa Koyuncu)

kadınlar & erkekler
-Bir kadının yalan söylediği nasıl anlaşılır?...
-Dudakları hareket ediyordur...
***
-Kadınlar neden erkeklerden uzun yaşar?...
-Karıları yoktur da ondan...
***
-Bir kadının çenesinden başka hiçbir yeri çalışmıyorsa, tıpta buna ne ad verilir?...
-Evlilik...
***
-Bir koca karısını nereye memnuniyetle götürür?...
-Dişçiye... Çünkü bir tek orada susarlar...
(...Meryem Kara’dan)

bizimkiler...
EMİN: Digitürk’e abone mi olsak acaba?...
ERCAN: Ne Digitürk’e abone olacaksın, LİG TV’ye abone ol bence...
***
TALİP: Sivas’ta bir yabancı vardı ya; neydi ismi?...
FATİH: Balili mi?...
TALİP: Yok Balili değil, İsrailli olması lazım...
***
ZİYA: Bu fonda çalan Eminem’in şarkısı mı?...
SERDAR: Yok abi, böyle kaliteli diziye oyun havası koyacak değiller ya...

tuzaktan kumanda
(...CNN TÜRK - Tarafsız Bölge)
KEMAL KILIÇDAROĞLU: Rahmetli Uğur Mumcu’nun da çok hizmetleri geçti, kulakları çınlasın...
AHMET HAKAN: Ruhu şad olsun demek istediniz galiba...
***
(...SHOW TV - Deryalı Günler)
MİSAFİR: Eski eşinizi unutamadığınız hissediliyor...
DERYA BAYKAL: Evet her şeyi evimde duruyor, Ferhan’ın ceketlerinden çanta yapıyorum.
***
(...CNN TÜRK - Nası Yani)
SABA TÜMER: Kadınlar daha çok uzay, paralel evren, UFO gibi şeyleri merak ediyor...
BEYAZIT ÖZTÜRK: Bizim daha çok kaç vites, platin meme yaptı mı? Falan böyle, araba işleri, futbol işleri.

itiraf reyonu...
(...isim: mücahid ...şehir: istanbul ...yaş: kardeşim)

Ahmet telefonda dayımla konuşuyor...
Bir yandan da çizgi film izliyor... Dayım galiba Ahmet’in ne izlediğini soruyor...
O da şu cevabı veriyor;
“-Şirek izliyorum dayı, dur sesini göstereyim sana...”

> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

a

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...STAR - Yabancı Gelin)
YARIŞMACI TANER: Herkesin bir tarzı var, karşısındakini etkilemek için...
YARIŞMACI HALİM: Kol düğmesi takmayan birisi, mankenle çıkamaz arkadaşım...
***
(...FOX - 50 Sarışın)
MEHMET ALİ ERBİL: Özel bir yeteneğin var mı, diğerlerinde olmayan bir özelliğin?...
YARIŞMACI SARIŞIN: Çocuk taklidi yapabiliyorum...

itiraf reyonu...
(...isim: murat ...şehir: istanbul ...yaş: yirmisekiz)

Arkadaşlar ve çocukları bir yerden bir yere dönmek için dolmuşa binecekler...
Ama yanlarında yeterli dolmuş parası olmadığı için içlerinden biri yılın buluşunu ortaya koyacak bir fikir veriyor;
“-Yanımızda altı TL var... Taksiye binelim, şoföre bizi 6 TL’lik bir yere kadar götürmesini söyleyelim...”

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
İngiliz, Fransız ve bizim Temel, “Yazı ve konuşma dili arasındaki farklar” üzerine söyleşiyorlarmış;
“Bizim işimiz çok zordur” demiş İngiliz;
“-Mesela biz ‘Bir-Mig-Ham’ diye yazarız, ama ‘Bör-Min-Gim’ diye okuruz...”
“O da bir şey mi” demiş Fransız;
“-Biz ‘Borde-aux’ yazar, ‘Bordo’ diye okuruz...”
“Uyyy... Siz ne diyorsunuz” diye söze atılmış Temel;
“-Biz, ‘acaba ne demek istiyorsunuz” diye yazarız... Ama konuşurken kısaca ‘HA’ deriz...”

Söz der ki;
“-Dünyada insanı en sevimli yapan şey; nerede susacağını bilecek şekilde konuşmak ve nerede konuşacağını bilecek şekilde susmaktır...”
-(...‘Bunları hakikaten siz mi yazıyorsunuz’ dedirtecek derecede müthiş S.Ö.Z.leri...)

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Öldürmek, sigara içmeye benzemez... Onu bırakamazsın...”
(...Basic Instinct filminden)

bizimkiler...
Mehmet Abi, Sırrı’ya sorar;
“-Osman’ın telefonu kaçtı?...”
Bildiğimiz dalgın Sırrı, rehberinden Osman’ın ismini bulur...
Numarayı çevirir ve sorar;
“-Ben seni niye aramıştım yav?... Haa Osman Abi, senin cebin kaçtı, Mehmet Abi soruyor...”

hayata dair...
Çoğu zaman ve çok tebessüm etmek...
Zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak...
Dürüst eleştirilerin takdirine lâyık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine tahammül edebilmek...
Güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki “en iyiyi bulabilmek”...
Sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi, ya da daha iyi hale getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi bırakarak terk etmek...
Bir tek hayatın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat nefes almış olduğunu bilmek...
İşte “Başarmış olmak” budur...
(...Ralph Waldo Emerson)

sözgelimi...
(...“Türklerin diyalog farkı”)
Amerikan: Hey dostum burda bir problem mi var?...
Türk: N’oluyo len burda?
...
Amerikan: Help me please...
Türk: Bilader baksana biraz...
...
Amerikan: Korkarım seni öldüreceğim...
Türk: Son duanı et len!
...
Amerikan: Hey Jerry gel pizza ye dostum...
Türk: Sülo gel len buraya, mis gibi menemen yaptık...

(...BİZİM CC’nin günlük e-postalarından)

iğ­ne­lik...

SANDIK BAŞINA

Vatandaş reyini ver,
Sandık gelmez ihmâle...
Düzelmiyorsa işler,
Sebep ihmâl bu hâle!


Aman deyip de geçmek;
İşte bu noktada dur...
En iyisini seçmek,
Boynumuzun borcudur!


Ehil olanı seçin,
Getirin işbaşına...
Güçlü iktidâr için,
Herkes sandık başına!

(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...NTV - Sade Vatandaş)
OKAN BAYÜLGEN: Sokakta karşılaştığımda, ‘Meğer iyi bir insanmışsın’ derler çoğunlukla bana. Napıyorum size, elektrikli testereyle doğrar gibi bir halim mi var?...
ZUHAL OLCAY: Aslında hepimiz çok sevilmek istiyoruz ama sürekli ‘Sev beni, sev beni’ diye de dolaşmak istemiyorum...

hayata dair...
Deniz yolculuğuna çıktığım ve yalnız gökle denizi gördüğüm vakit, etrafı saran bu geniş su alanı beni korkutur...
Sanki bir kaza olursa bütün bu suyu yutacağım sanırım...
Üç kulaç suyun beni boğmaya yettiğini düşünmem...
Yine böyle bir yer sarsıntısında bütün şehrin başıma yıkılacağını sanırım ve tek bir
kiremitin kafatasımı parçalamayayeteceğini aklıma getirmem.
(...Epiktetos)

Te­mel’in ye­ri
Temel’in işlettiği sirke bir adam gelmiş ve “Ben sizinle çalışmak istiyorum” teklifinde bulunmuş...
Temel sormuş;
-Peki ne yaparsın, nasıl yeteneklerin var?...
“-Gözlerinize inanamayacağınız şeyler yapabilirim... İsterseniz göstereyim...”
Ayağa kalkmış, çadırdaki direğe tırmanmış, tepeye geldiğinde kollarını çırpmaya başlamış ve kendisini havaya bırakmış...
Bir süre uçtuktan sonra bir-iki perende atmış, direğin etrafında birkaç defa dönmüş ve yavaşça yere inmiş...
Gururlu bir şekilde Temel‘in karşısına geçmiş ve “İşte” diye ellerini açmış...
Temel anlamsız anlamsız bakmış;
“-Bütün yapabildiğiniz bu mu?... Kuş taklidi?...”

Söz der ki;
“-Kaybetmekten korkmak ile kaybetmenin korkusu aynıdır...
O yüzden kaybetmeden, kaybetmekten korkmayın...”
(... ‘Bunu da mı sen dedin’ nidalarına maruz kaldığı müthiş S.Ö.Z.leri)

bizimkiler...
Bursa’da Osmangazi Belediyesi’nin Avrupai hayvan barınaklarında kedi villasına ısıtma için soba konuldu...
Ahşap döşemeli villayı gören İhsan “Bizim evde bu konfor yok” deyip, özel haberi yapan Orhan’a, “Kedi evinden hayat hikâyesi çıkartalım” dedi...
Hep huzurevinde ilginç hayat hikâyesi yapmaya alışık olan Refik atladı,
“-Doktordu kedi evine düştü...”
...
Kedi evi ile ilgili diğer diyaloglar şöyle gelişti;
İHSAN: Abi kedilerin evi villa gibi bizim evi de öyle yap...
ABİSİ İRFAN: Sen de git orda yat o zaman...
...
REFİK: Vay be, süper ev yapmışlar valla...
İHSAN: Kediler karbonmonoksitten zehirlenmesin?...

Kılıçdaroğlu/Tekin
Bir zamanlar Bülent Ecevit nerede Hüsamettin Özkan orada idi...
Hatta, “Hüsamettin Özkan’ın yanındaki bu adam kim” diye espriler yapılıyordu.
Ecevit’in dili sürttükçe, Hüsamettin Özkan düzeltiyordu.
Kemal Kılıçdaroğlu ile Gürsel Tekin’in durumu da aynen bunu çağrıştırıyor.
Hep aynı yerde... Aynı karede...
Kılıçdaroğlu nerede? Gürsel Tekin orada...
Hatta öyle ki Kılıçdaroğlu’na soru soruluyor Gürsel Tekin cevaplıyor...
Kılıçdaroğlu’na soru sorulmak isteniyor...
Gürsel Tekin söz hakkı veriyor, Kılıçdaroğlu ısrarla “Sultanbey” diyor, Gürsel Tekin “Sultanbeyli” diye düzeltiyor.
Sahi kim başkan adayı?...
Kemal Kılıçdaroğlu mu?... Gürsel Tekin mi?
(...Mustafa Koç/Okur-Yazar)

itiraf Reyonu...
(...mernis ...şehir: bilinmiyor ...yaş: hiç bilinmiyor)
Kardeşime araba kullanmayı öğretiyorum...
Bir süre sürdükten sonra yolu boş görünce “Abi kolaymış yaa” dedi, “-Aynı bilgisayar oyunu gibi...”
Cevabım;
“-Evet ama bunda tek canın var...”

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Bize sunulan dünyanın gerçeğini kabulleniriz...”
(...The Truman
Show filminden)”

iğ­ne­lik...

SAP-SAMAN

Ülkedeki kargaşa,
Çıkarcıların işi...
Geçmek dertleri başa,
Yönlendirmek gidişi!


Uyutmuşlar milleti,
Yıllar yılı yalanla...
Yutmuşlar bu devleti,
Görülmedik talanla!


Düze çıkmaksa maksat,
Geldi seçim zamanı...
Geçti eline fırsat,
Ayır sapla samanı!

(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...KANALTÜRK / Gecenin Rengi)
BERRİN ŞEKER CİVİL: Altlarına eşofman falan giyip gelen spikerler var mı?...
BANU GÜVEN: Bir arkadaşımız gelmişti; gömleği aşağıya bırakmış, kravat falan süper görünüyor, ama aşağıda şortu ve spor ayakkabısı vardı...

bizimkiler...
İzmir güvenlikten Yüksel’in babası rahatsızlanmış...
Arkadaşlara “Atarak” hastalığının nasıl bir şey olduğunu soruyor, internete falan bakıyor, hastanelere telefon ediyor...
Böyle bir hastalığın olmadığını söylüyor herkes...
Taa ki güvenlik şefi gelene kadar;
MUSTAFA: Yüksel Atarak’ı kim söyledi sana?...
YÜKSEL: Abi bu kâğıtta yazıyor işte atarak diye...
MUSTAFA: İyi ama bu rapor değil ki reçete...
(Arkadaşımızın babasına acil şifalar diliyoruz)

Te­mel’in ye­ri
Temel bir gün 15. katta çalışırken aşağıdan karpuzcu geçiyormuş...
Aşağıya doğru “Hemşeriiim” diye bağırmış;
“-Bezelyenin kilosu kaça?...”
***
Temel’le Dursun yakın aralıklarla kaldırıma oturmuş dileniyormuş...
Hayırseverin biri Dursun’a 500 lira vermek üzere eğilirken Temel seslenmiş;
“-Beyefendi... Sadakayı bana verirseniz indirim yaparım...”

Söz der ki;
“-Siyasetçinin iyi mi kötü mü olduğunu anlamak için yazarın kötüsünü tespit edin... Sonra onun eleştirdiğine sıkıca sarılın...”
(...Ağzıyla kuş tutsa yaranamayacak insanlar konusundaki müthiş S.Ö.Z.leri...)

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Zaman en iyi yazardır... Her zaman mükemmel sonu yazar...”
(...Limelight filminden)

itiraf reyonu
(...isim: bilen biliyor zaten ...şehir: bilinmiyor ...yaş: henüz genç)
İlkokula yeni başladığımız zamanlardı, birinci sınıfın sonuydu sanırım...
Yeni yeni yazmayı öğreniyoruz ya, defterler yetmiyor bize...
Yine bir gün evin balkonunun duvarına yazı yazmışım, ama uyanıklığı da elden bırakmıyoruz...
Benim yazdığımı anlamasınlar diye altına not düşmüşüm:
“-Bu yazıyı abim yazdı...”

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Hayata dair...
Tabloları ile ün yapmş bir ressam, günün birinde en güzel eserini yapmaya karar vermiş... Konu bulmak için şehir dışında dolaşmaya çıkmış...
Ressamı tanıyan biri, “Böyle nereye gidiyorsun dostum” diye sormuş...
Ressam, “Bilmiyorum... Dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmak istiyorum” diye cevap vermiş;
“-Belki siz dünyanın en güzel şeyinin ne olduğunu söyleyebilirsiniz...”
Adam biraz düşündükten sonra, “Kolay” demiş;
“-Dünyanın neresine giderseniz gidin, en güzel şeyin inanç olduğunu göreceksiniz...”
...
Ressam cevap vermeden yoluna devam etmiş... Daha sonra çok saygı duyduğu bir adama rastlamış... Ona dünyanın en güzel şeyinin ne olabileceğini sormuş... İkinci adam da bir süre düşündükten sonra şunları söylemiş;
“-Dünyanın en güzel şeyi aşktır... Yoksulları zenginleştiren, gözyaşlarını tatlılaştıran, azı çok yapan o değil midir?... Aşksız hiçbir şey güzel olamaz...”
...
Ressam dünyanın en güzel şeyini aramaya devam etmiş... Yolda giderken rastladığı yorgun bir askere de aynı şeyi sormuş... Asker kendisine şunları söylemiş;
“-Dünyanın en güzel şeyi barıştır... En çirkin şeyi de savaş... Barış olan yerde her zaman güzellik bulabilirsiniz...”
...
O zaman ressam şöyle düşünmeye başlamış...
“-Dünyanın en güzel şeyleri; inanç, aşk ve barış ise onların resmini nasıl bulabilirim?...”
Başını sallayarak evine dönmüş... Kapıdan içeri girince dünyanın en güzel şeyini bulmuş... Çocukların gözünde inanç, eşinin gözünde aşk, evinde barış ve mutluluk hüküm sürüyormuş...
...
Bunlardan ilham alan ressam dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmış...
İşi bitince boyalarını ve fırçalarını toplamış... Daha sonra tuvalin örtüsünü kaldırarak, uzun uzun seyretmiş yaptığını...
Kendine güvenen bir aile reisi, mutlu bir kadın ve böyle mutlu bir ortamda yüzleri pırıl pırıl parlayan çocuklar, ışık oyunlarıyla dolu sıcak bir ortamda resmedilmişler...
Ressam, daha sonra tablosuna “Evim” adını vermiş...
(...John Minum)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...HABERTÜRK - Pazar Sohbetleri)
FİLİZ AKIN: Sanatçıların politikanın içinde yer almaları konusunda ne diyorsun?...
ZUHAL OLCAY: Bence sanatçı güvendiği, inandığı, yanında olduğu görüş iktidara geldiğinde bile muhalefet etmek zorunda...


bizimkiler...
(...Bombaların illere göre dağılımı)
-İstanbul’dan Mustafa Dürdane’nin kendi telefonu diye Kayahan’ın telefonunu alıp eve gitmesi...
-İzmir’den Ferdi’nin, kendi ayakkabısı yerine, Yunus’un yeni alınmış süet ayakkabısını boyaması...
-Zonguldak’tan Ahmet Abi’nin, acemi olduğu için araba sürmekte zorlanması ve yolun ortasında durarak yanındakine yer vermesi...
-Güvenlik’ten Soner’in gündüz “Acem Kızı” dinleyerek, akşamki “Kurtlar Vadisi”ne konsantre olması...


Te­mel’in ye­ri
Fadime ve Temel evlendikten bir süre sonra bebek sahibi olmuşlar...
Hastaneden çıkıp, eve geldiklerinde Fadime eşine dönerek Dursun’un altını değiştirip, değiştiremeyeceğini sormuş...
Temel, “Şu anda meşgulüm, bir sonrakini yaparım” diye cevap vermiş... Bir süre sonra yine bebeğin altının değişme vakti geldiğinde Fadime Temel’e seslenmiş...
Temel gözlerini kısarak Fadime’ye bakmış;
“-Bir sonrakini dediğimde, bundan sonraki bebeğimizde demek istemiştim...”


Söz der ki;
“-Özür dileneceğini bildiğiniz bir konuda bunu yapmazsanız; önümüzdeki konunun kavgasına başlamışsınızdır...”
(...Kapıyı usulca çekip çıkarken ettiği müthiş S.Ö.Z.’leri...)



bir film di­ya­lo­ğu!
“-Üzerinde durduğunuz kaya yuvarlanmaya başlarsa atlayın... Yoksa siz de onunla birlikte ezilirsiniz... Sadece saflar kayanın üzerinde durmaya çalışırlar...”
(...Ran filminden)



Hayata dair...
Aşkını anlatmaya yeltenme sakın,
ancak söylenmemiş aşklar aşktır...
Çünkü hafif rüzgarlar tatlı tatlı,
Sessiz ve görülmez eserler...
...
Anlattım sevdamı anlattım aşkımı,
bütün yüreğimi açtım ona...
Üşüyüp titreyerek korkular içinde,
ah beni bırakıp da gitti...
(...William Blake)



Dosyalar...
Dosya savaşları gırla gidiyor...
Modaya uyup birkaç tozlanmış dosyayı da biz açalım dedik.
...
Bir zamanlar İstanbul’da çöp dağları oluşmuştu.
O zamanki başkanı biliyorsunuz.
...
Bir zamanlar İstanbul’un suyu akmıyordu. Bırakın banyo yapmayı dişlerinizi bile
fırçalayacak kadar su yoktu.
Başkanı biliyorsunuz; diş doktoru, hatta diş profesörü idi...
...
Bir zamanlar suyu akmayan İstanbul’un İSKİ’sinde skandal vardı.
O zamanki başkanı biliyorsunuz.
...
Bir zamanlar İstanbul’da görülen kolera, tifo ve dizanteri vakaları halkı çaresiz durumda bırakmıştı.
O zamanki başkanı biliyorsunuz.
...
Bir zamanlar belediyenin en önemli icraatlarından biri belediye otobüslerinin rengini değiştirmek olmuştu.
O zamanki başkanı biliyorsunuz.
...
Unutmadan; bu dosyalar gerçektir, çakma değil.
İnanmayan İstanbul halkına sorabilir.
İster şimdi, ister 29 Martta.
(...Mustafa Koç / Okur- Yazar)



...gündemin kırıntıları...
5 yıl aradan sonra Brüksel’e gelen Deniz Baykal, kötü bir sürprizle karşılaşmış...
Oteldeki Fas asıllı güvenlikçi, Baykal’ın seyahat ettiği arabanın kapısını açtıktan sonra, “Gazze katliamına karşı takındığınız tavır için teşekkürler. İslam dünyasının kahramanısınız. Sizinle gurur duyuyoruz” demiş...
Artık o kadar benzer şeyler yapıyor ki; ben bile buradan karıştırıyorum...




Söz Market



tuzaktan kumanda
(...CNN TÜRK - Full Ekran - Ahmet Çakar İncileri)
“-Ben futbolcuların burun kıllarının hareketinden durumlarını anlarım...”
...
“-Ödediğim her tazminatta hukuk yüzde yüz haklıydı...”
“-Beni vurduklarında polise üç kişinin adını verdim. Bunlardan biri Ali Şen’di...”
...
“-Sunucu olarak Kenan Işık’ın yanında ancak bir nokta olabilirim. Talk-show yapamam, beceremem...”


hayata dair...
Aşkı ölçmek, sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz bütün sorular belki de her şeyin yanı sıra aşkı kısaltmaya da yarıyor...
Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz...
Yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey talep etmemizdendir...
(...Milan Kundera)


Te­mel’in ye­ri
Temel, Mars’a gidecek ilk
astronotmuş...
10 milyar dolarlık muhteşem bir uzay gemisi ile giden Temel’den dönüşe dek haber alınamayacakmış...
10 yıl sonra geri döndüğünde flaşlar patlamış, gazeteler, televizyonlar herkes merakla etrafını sarmış;
“-Mars’ta hayat var mı?...”
Temel omuzlarını silkmiş, “Yok...”
Bilim adamları, basın ve tüm dünya hayal kırıklığı içindeymiş...
Temel’i uçağa bindirip Trabzon’a uğurlamışlar... Akşam evinde ailesi ile kendi dönüşünü seyreden Temel’in oğlu sormuş;
“-Baba hakikaten hayat yok muydu acaba?...”
Temel yine omuzlarını silkmiş;
“-Saat 11 dedin miydi, bütün dükkanlar kapanıyor... Sen buna hayat mı diyorsun?...”


söz der ki;
“-İnsanların tıpkı kumaşlar gibi kaliteleri vardır... Vitrinde gördüğünüzde, parlaklığına aldanabilirsiniz... Ama ilk yağmurda, kendilerini ele verirler...”
(...Şebnem Kadriye Yılmaz’ın “Ben de edeceğim” diyrek söylediği müthiş S.Ö.Z.leri)


bizimkiler...
(...İzmir’deki Bizimkiler)
Yunus’un karnı acıkmakta ve telefonla sipariş vermekte;
SULTAN İSKENDER: Buyrun efendim, ne arzu etmiştiniz?...
YUNUS: Abi neler var?...
SULTAN İSKENDER: Çorba, lahmacun, pide çeşitleri vs...
YUNUS: Abi Büyük İskender var mı?...
SULTAN İSKENDER: Büyük İskender yok burada?...
YUNUS: Başka ne var abi?...
SULTAN İSKENDER: Memati Baş var...
YUNUS: Aloo...
-DIT... DIT... DIT...


bizim ora...
(...Niğde Sözlüğü - 2)
DİMİ: Şalvar
NORÜYON: Ne yapıyorsun, nasılsın?...
KAV MI, BATMAN MI: Kuyruğun ince mi, kalın mı?...
GÖZÜNÜN YAĞINI YERİM: Sevgi ifadesi.
ABARİİİ!: Şaşırma ifadesi...
ÇÜŞ DEDİKÇE PARMAK ÜZÜMÜNE GİTMEK: İkaz edilmesine rağmen yapmaması gereken işi yapmak
GAYIT DAMI: Kiler...
ZİL DÖVMEK: Abartılı ve gürültülü şekilde eğlenmek...
SIĞIR-SIPA: Çoluk-çocuk...
KUYRUĞU KALIN: Hantal, iş görmeye yüzü olmayan...
AĞIZ AYIRMAK: İşini aksatacak şekilde dalgınlaşmak...
SAVLÂ: Ağız ayıran (Bkz: Ağız ayırmak)
AKABEDE YAYILMAK: Başını belaya sokacak işlerle uğraşmak...
HÖMERMEK: Kabadayılık taslamak...


iğnelik
TAM TAKOZ
Bizdeki sol uyuntu,
Nâmı diğer altı ok...
Anlaşılmaz kuruntu,
Geçerli ta’rifi yok!

Türkiye’de sol demek,
Kalemize gol demek...
Halktan kopuk yol demek,
Hep geride ol demek!

Konuşur ayrı dilde,
Hasımlara verir koz...
Avrupa’da değil de,
Bizdeki sol tam takoz!
(...Sefa Koyuncu)


Söz Market



tuzaktan kumanda
(...NTV - 90 Dakika)
MEHMET YILMAZ: Alanzinho sirk futbolcusu bence. Türkiye ligi düzeyinin çok altında...
HAŞMET BABAOĞLU: Bence de gereksiz... Zaten bir sirk futbolcusu var, Yattara.


Te­mel’in ye­ri
Temel uçakla İstanbul’a gelirken, inişe doğru pilot anonsunu yapmış;
“-Sayın yolcularımız 25 dakika sonra Atatürk Havalimanına iniş yapacağız... Hava parçalı bulutlu 15 derece... Aman Allah’ım...”
Ve anons o anda kesilmiş, bütün yolcularda bir panik başlamış...
Birkaç dakika sonra, pilot tekrar konuşmaya başlamış;
“-Sayın yolcularımız, kusura bakmayın sizleri korkuttum... Ama hostes yanlışlıkla üstüme bir fincan sıcak kahve döktü, canım çok yandı, pantalonun ön kısmını bir görseniz...”
Temel bağırarak, “O da bir şey mi” demiş;
“-Sen bizim pantolonların arka kısmını bir görsen...”


söz der ki;
“-Hepimize aynı çamuru atıyorlar, ama küçük olduğun için sana gelmiyor...”
(...Büyük adamların büyük dertleri olur gibi bir şey... Müthiş ama...)


bizimkiler...
-Bizim; grip olduğu için içtiği kahveye limon sıkan Cüneyt Abimiz var...
...
-Bizim; dört tarafı kapalı metro durağında, dakikalarca başına şemsiye tutan Mustafa Abimiz var...
...
-Bizim; sabahın saat 07’sinde hindi ziyafeti çeken Osman, İlyas ve Davut Abimiz var...
...
-Bizim; telefon numarasını hesap makinesinden çevirip, “Niye çalmıyor” diye tepki veren Serdar kardeşimiz var...


hayata dair...
Aşkı ölçmek, sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz bütün sorular belki de her şeyin yanı sıra aşkı kısaltmaya da yarıyor...
Belki de sevemememizin sebebi çok sevmek istememiz...
Yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey talep etmemizdendir...
(...Milan Kundera)



bir film di­ya­lo­ğu!
“-Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara ihtiyacı var...”(...Memento filminden)


ayaküstü...
O kadar dünyaca ünlü şöhreti ağırlayan “Var Mısın, Yok Musun”un en iyi konuğu Cem Yılmaz’dı sanırım...
“An”lara sığdırılan müthiş bir espri kabiliyeti ve hazırlıksız olduğu belli olan konularda bile kıvrak bir zekâ...
Programın “Güldüren ve Eğlendiren” kısmı tamam...
Ama “Gözyaşı ve Hüzün” bölümündeki sömürü bana biraz batıyor...
Yani “Hayır” işinin reyting gibi soğuk bir kelimeye kurban edilmemesi taraftarıyım...
...
Programdan sonra yarışmanın sitesini inceledim biraz...
Katılmak isteyenlere şu sorular soruluyor;
-Bugüne kadar yaptığınız en büyük çılgınlık?
-Bugüne kadar başınıza gelen en talihsiz olay?
-Bugüne kadar başınıza gelen en güzel olay?
-Bugüne kadar yaşadığınız en şanslı olay?
-Kendinizle ilgili anlatabileceğiniz en ilginç şey?
...
Başvuru formundan bile bunun bir show programı olduğu anlaşılıyor...
Diyeceğim; mağdurların gözyaşlarıyla show yapmayalım...



itiraf reyonu...

(...isim: hüseyin akbal ...şehir: istanbul ...yaş: genç daha)
- Tombili Murat’ın Maceraları - 3 -
Geçenlerde yürüyoruz Murat, Emre ve Cepçi Mehmet’le (Cep telefonu işi ile uğraştığı için)
Biraz ilerimizde son model bir cip durdu, gelin arabası olarak süslenmiş...
Murat hemen heyecanla, “Ben gidip şundan bir zarf alayım... Çocukluğumuzu hatırlarız” dedi;
“-Zarftan para çıkarsa da tatlı yeriz...”
Koştu kapıyı açtı, “Allah mesut etsin, bize birkaç zarf verir misiniz” dedi.
Adam cevap olarak yumruğu Murat’ın yüzüne yapıştırdı...
Biz hemen koştuk, “Ne oluyor” diye, başımıza millet toplandı, olay büyüdü...
Sonradan anlaşıldı ki; meğer gelin ile damat kavga etmiş ve ayrılmışlar...
Nikâh olmamış, dolayısı ile Murat bunalımdaki damada denk gelmişti...

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Söz Market



Temel hayatında ilk defa
memleketinden çıkmış, İstanbul’a gitmiş...
İstanbul’da buna bir hevenk muz ikram etmişler ve muzları memleketine döndüğünde yemesini söylemişler...
Aradan birkaç ay geçtikten sonra İstanbul’dakiler Temel’e bir mektup yazmışlar...
Mektupta sormuşlar, “Nasıl, muzları beğendin mi” diye...
Temel cevaben gönderdiği mektupta, “Beğendim ama çekirdekleri çok büyüktü” demiş...


Söz der ki;
“-Anne baba olana kadar, anne babanın yaptığı her şey yanlıştır...”
(...Gençlere ışık tutan; yazdığında kendisinin bile şaşırdığı müthiş söz...)

bizimkiler...
Göksel bankamatiğin önünde bekliyormuş;
Arkadaki adam, “Usta para mı yatıracaksın” diye sormuş, Göksel “Evet” demiş...
“-Ne kadar yatıracaksın?...”
-200 lira...
“-Ben de 200 lira çekeceğim... Sen bana ver bari sıra beklemeyelim”...
Düşünmeden 200 lirayı adama uzatmış...
Ben Ender’in yalancısıyım...


itiraf reyonu...
(...isim: bahtsız burak ...şehir: tekirdağ ...yaş: bilinmiyor)
Tekirdağ sahilinde turluyoruz... Altımızda Reno 12...
Daracık bir sokağa girdik, bizimle beraber bir Mercedes dalmaya çalıştı.
Biz de el kol hareketi yaptık ve artistlik bir hareketle makas yaparak yolu kaptık.
Bir baktık adam yaktı uzunları takıldı peşimize...
Biz nereye adam oraya... Biz gaza basıyoruz, o da basıyor...
Sahil yoluna vurduk kendimizi, kaçıyoruz...
Baktık adam hâlâ peşimizde. İstanbul yoluna çıktık, gidiyoruz...
Talih yok ki bizde benzin bitti ve adamlar hemen önümüzü kesti.
İçinden 4 kişi indi... Ellerinde sopalar.
Ne kadar “Abi... Yapma abi... N’olur Abi” desek de yediğimiz dayaklarla kaldık...
Dün akşam başımıza geldi ve en rezil olduğum anlardan biriydi...
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


iğ­ne­lik...

> SÜR EŞEĞİ

Gayrı millî belli tip,
Bu ülkenin kamburu...
Ahâliyi inletip,
Çalanlardır tamburu!

Ellerinde güç varken,
Bunlardır halkı soyan...
Vatandaş kan ağlarken
Zil takıp da oynayan!

İşitirler azarı,
Gelirlerse rey diye...
Geçti Bor’un pazarı,
Sür eşeği Niğde’ye!

> (...Sefa Koyuncu)


tuzaktan kumanda
(...FOX TV - 50 Sarışın)
YARIŞMACI: Benim tarihim iyidir Mehmet Ali Bey...
MEHMET ALİ ERBİL: Peki Osmanlı İmparatorluğu’nu kaç padişah yönetmiştir?...
YARIŞMACI: Matematik sorusu bu... Ben tarihte iyiyim tarihte...



hayata dair...
Doğru ve iyi olanı bilmek ile doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır...
Eğer karakter gelişmemişse tahsil işe yaramıyor...
Unutmayın ki; savaş çıkaranlar, banka hortumlayanlar, komşu cinayetleri hep okumuş, tahsilli adamlardan çıkmıştır...
O yüzden bir insanı ahlaken yetiştirmeden sadece zihnen eğitmek;
topluma bir bela kazandırmaktır...
(...Russel Gough)



bir film di­ya­lo­ğu!
Komiser Rıza: Doğrunun en makbulü zamanında söylenenidir...
(...Arka Sokaklar dizisinden)

Söz Market



Temel, bütün fotoğraflarında gözleri kapalı çıkıyormuş...
Tabii her seferinde devlet dairesinden geri dönüyormuş...
Yine çektiriyor, yine getiriyor, bakıyorlar yine gözleri kapalı...
Adamlar artık iyiden iyiye sinirleniyor ve Temel’i fotoğraf çektirirken görmek istiyorlar...
Gidiyorlar hep beraber bir fotoğrafçıya ve seyretmeye başlıyorlar...
Fotoğrafçının “Çekiyoruuum” uyarısına Temel’in gözlerini kapatıp, kafasını sallayarak “Çek” diye onay verdiğini görüyorlar...


Söz Der ki;
“-Bugünkü israflarımız, yarınki krizlerimizin sebebidir...”
(...Ekonomi zirvesinde ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)


hayata dair...
Sema Maraşlı’nın “Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz” kitabında geçiyor diyalog...
Babası yakında evlenecek oğluna soruyor;
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?...
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor...
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim... Dilin adı Bükçe... Kadınlar tarafından kullanılır... Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü... Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya çıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabii ki... Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir... O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli...
-İyi de niye Bükçe?...
-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler... Eğip bükerler; onun için dilin adını; Bükçe koydum...
-Bükçe zor bir dil mi baba?...
-Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar, sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler.
Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor.
Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca “seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca “seni seviyorum”un onun için bir anlamı yoktur.
Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir...


iğ­ne­lik...

> ERDOĞAN

Memnunuz gidişâttan,
Ülke yıldızlaşıyor...
İktidâr her kanattan,
Engelleri aşıyor!

Gösterdi ahde vefâ,
Tebrikler AK Parti’ye...
Tarihinde ilk defa,
Kanatlandı Türkiye!

Bu kalkınma hamlesi,
Menderes’den Özal’dan...
Milletin güçlü sesi,
Recep Tayyip Erdoğan!

> Sefa Koyuncu


bizimkiler...
Talip; hatırı sayılır kalabalıktaki bir iş merkezinin tuvaletine girer...
Çıkanların ufak tefek homurdanmaları, dalgınlığının önüne geçmez ve umursamadan girer içeri...
En son ellerini yıkamak için geldiği aynada,
“Lütfen makyaj artıklarınızı lavabolara atmayınız” yazısını görür... Rezaletin büyümesini, koşar adımlarla önlenmeye çalışır...

bir film di­ya­lo­ğu!
“-İşiniz öldürmekse, ölmekten en çok siz korkarsınız...”
(...Güneşin Oğulları filminden)

tuzaktan kumanda
(...KANALTÜRK- Kırmızı Halı)
SUNUCU: O zaman sevgi konusunda zayıf noktaları yakalamak gerekir?...
MAZHAR ALANSON: Evet... Ben baktım zayıf nokta çiçek, şarkı yazdım ‘Sarı Laleler’ diye, sonra belediyenin diktiği lalelerin hepsini millet talan etmiş, bi daha da çiçeklere şarkı yazmam...

itiraf reyonu...
> Tombili Murat’ın maceraları - 2
(...isim: hüseyin akbal ...şehir: istanbul ...yaş: genç daha)
Geçenlerde Murat sabahleyin işe başı sargılı geldi... Herkes bir merakla “Geçmiş olsun Murat, hayırdır ne oldu” diye soruyor... Murat anlatıyor;
“-Akşam o yağmurda hızla gidiyordum... Önümde de birisi yine koşarak gidiyordu...
Adam bir tabelanın altından hızla geçti, ben de onu takip ettim...
Meğer adam kısa boyluymuş, ben de olanca kuvetimle kafamı tabelaya çarptım...”
Bu arada Murat’ın boyu 1,62...
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...NTV - Haydi Gel Bizimle Ol)
ÇİĞDEM ANAD: Acaba bu başkanlar (CEO’lar) kadın olsaydı krizler olmaz mıydı diye düşünüyorum?...
AYSUN KAYACI: Valla ayda bir, bir kriz olurdu bence... Hani burada da oluyor ya...


Te­mel’in ye­ri
Öğretmen, Temel’i tahtaya kaldırıp Amerika’yı kimin keşfettiğini sormuş...
Temel‘den ses çıkmayınca sinirlenmiş...
...Ve o kızgınlıkla sınıfa dönüp bağırmış;
“-Kristof Kolomb...”
Temel yerine geçip oturunca hoca büsbütün sinirlenmiş;
-Sana kim oturmanı söyledi?...
“-Hocam ben bilemeyince siz başkasını çağırdınız...”


Söz der ki;
“-Bir kadın için en iyi aşk mektubu, sevgilisinin ayrıntılı telefon faturasında sadece kendi numarasını görmektir...”
(...Sevgililer Günü’nde ettiği müthiş S.Ö.Z.leri...)


bizimkiler...
Düzce teknik serviste Mesut Abi, bir eve şofben bağlamaya gitmiş...
Şofbeni takıp, şarteli kaldırmış; bütün mahallenin elektrikleri kesilmiş...
Ev sahibi söylenmeye, mahalleli bağırıp çağırmaya başlamış...
Arızayı gidermek için uzun süre uğraşmışlar...
Sonradan öğrenmişler ki; SEDAŞ elektriği kesmiş...
Xxx
Mesut Abi şofben için yine bir eve gitmiş...
Adama “Su bağlantısını da biz yapıyoruz” demiş...
Eve gitmişler, su tesisatı yok...
Adam kazma küreği hazırlamış, “Tesisatı bağlamak için” demiş...
Taa yoldan eve tesisatı Mesut Abi’nin yapacağını sanmış...


itiraf reyonu...
(...isim: pınar mert ...şehir: istanbul ...yaş: yirmi yedi)
İlişkilerimiz olan bir şirketten, “Yeni yılınızı kutlar, sağlık, mutluluk ve esenlikler dileriz” şeklinde mesaj alınır...
Cevaben, “Sizin de yeni yılınız kutlu, her şey gönlünüzce olsun” yazılır...
Üçüncü mesaj rezil etmek için yeterli olmuştur;
“-Sizin de kutlu olsun ama, bir de yazıyı çevirip yollasaydınız daha çok mutlu olurduk...”
Evet, çalıştığım yer tercüme bürosudur ve mesaj sadece iş mesajıdır...

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


bir film di­ya­lo­ğu!
KADIN: Fırtınanın ortasında en sakin olan hep sen olmuştun...
ADAM: Korkamayacak kadar yorgun olduğum için herhalde...
(...Head İn The Clouds filminden)


hayata dair...
Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.
...
Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.
...
Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz..
...
Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal problemler içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.
...
Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.
...
Hayatınız size bağlıdır. Hayat size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Hayatınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.
...
Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler, dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır. (...Cherie Carter)


iğ­ne­lik...
TAHKÎKAT
İkiyüzlü riyakâr,
Politikaya dikkat!
Mahkemeci sahtekâr,
Oyuncak mı tarîkat?

Kim inanır ki sana,
Mühim olan tatbîkat...
Dindar olan insana,
Değil misin barikat?

İstismâra yok mahâl,
Ortadadır hakîkat...
Savcılar hem de derhal,
Başlatmalı tahkîkat!
> Sefa Koyuncu

Söz Market



hayata dair...
Şu gerçeği unutmayın; tek önemli vakit vardır, içinde bulunduğunuz an...
O an en önemli vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir...
En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur...
Zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez...
...Ve en önemli iş iyilik yapmaktır...
Çünkü insanın bu dünyaya gönderilme sebebi budur...
(...Tolstoy)

itiraf reyonu...
(...isim: quaresma ...şehir: istanbul ...yaş: bilinmiyor)
Dayımın eşi Avon’un kataloğundan satışlar yapıyor...
Neyse geçen gün çocukları bize bıraktı, seminere gitti...
Geldiğinde annemle, “Nasıldı, ne oldu” falan gibi sorular sorduk...
Anlattı anlattı ardından, “Cildin yağlı mı yoksa hassas mı olduğunu tespit etmeyi öğrettiler” dedi.
Annem, “Ay nasıl kız” diye sordu...
Ben de şakasına, ama ciddi bir şekilde, “Kan alacak işte... Mikroskop vermişler, gittiği yerde tespit edecek” dedim...
Annemin cevabı bizi kopardı;
“-Yaaa?... Aferin sana kız?...”
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Açık denizde kaptan ölünce en bilgili kişi diyerek Temel’i kaptan yapmışlar...
İşler başlangıçta iyi gidiyor gibi görünse de çok geçmeden gemi karaya oturmuş...
Tayfalar Temel’e sitem etmişler;
-Temel Kaptan ne yaptın?...
“-Ben bir şey yapmadım” demiş Temel, “Görmüyor musunuz, deniz bitti...”

Söz der ki;
“-Tanımadığınız birini,
tanıyormuş gibi yapıyorsanız o insan başarılıdır...”
(...Ne için söylediği ilk bakışta pek belli olmayan müthiş S.Ö.Z.’leri)

bizimkiler...
Arkadaşımız Ömer Faruk Birpınar, kendi bombasını kendi anlatıyor;
Yer İstanbul Modern Sanat Müzesi...
“Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmini izlemek için dün akşam oradaydım.
Salon sandığımdan daha kalabalıktı. Filmin ortalarında bir horlama sesi duyunca uyandım.
Meğer kendim horluyormuşum. “Acaba ne zamandır horluyorum” diye çaktırmadan etrafıma baktım.
Kimse farkında değildi ya da farkında olanlar çok kibardı...
İlk defa kendi horultuma uyandım.
Bu arada uyudum diye filmi sıkıcı zannetmeyin...
Evet, sanatsal filmleri izlemek biraz zordur ama değişik tatlar verir...
Ben Matrix ve Er Ryan’ı Kurtarmak filmlerinde bile uyuduğum için ölçü olamam...

tuzaktan kumanda
(...CNN TÜRK -
Nası Yani)
BEYAZIT ÖZTÜRK: İstanbul’u bilmediğiniz söyleniyor, tanıyor musunuz İstanbul’u?...
KEMAL KILIÇDAROĞLU: Tanımaz olur muyum; üç
çocuğumun üçü de Zeynep Kamil Hastanesinde doğdu...
***
BEYAZIT ÖZTÜRK: Eskiden futbol oynuyormuşsunuz, hangi pozisyonda oynuyordunuz?...
KEMAL
KILIÇDAROĞLU:
Her alanda oynuyorduk. Topu bulduk mu topun peşinden öbür kaleye kadar koşuyorduk

Nostalji...
Başka şekilde anlatımları olmuştu... Bu da Davos versiyonu...
Davos’taki zirvenin son günlerinde kadının biri hızla erkekler tuvaletine yönelmiş ve son sürat içeri girmiş...
O esnada tuvalet görevlisi, bayana seslenmiş;
“-Yanlış yere girdiniz, burası erkekler tuvaleti...”
Kadın “Neden?... İçeride Tayyip Erdoğan mı var” diye sormuş...
Adam, “Yoo” demiş;
“-O’nunla ne ilgisi var?...”
Kadın noktayı koymuş;
“-Burada Tayyip Erdoğan’dan başka erkek mi var?...”

Söz Market




Unutkan Temel ve ailesi,
yeni bir eve taşınmış...
Temel’in ne kadar dalgın olduğunu bilen karısı Fadime, yeni adresi bir kâğıda yazıp cebine koymuş...
Ancak Temel, dalgınlıkla cebindeki kağıdı çöp tenekesine atmış?...
Akşam eski evine dönünce tabii taşındıklarını hatırlamış ve orada oynayan bir erkek çocuğuna:
“-Bakar mısın?... Belki beni tanırsın ben de buralarda otururdum, ailemin nereye taşındığını biliyor musun?...
“Ufff yaa” demiş çocuk;
“-Babacığım, annem bunun böyle olacağını bildiği için yeni adresi bir kâğıda yazıp cebine koymuştu ama...”


Söz der ki;
“-Şükür beklentiden az tutulursa, gelen sıkıntı olacaktır...”
(...Sadece müthiş S.Ö.Z.leri)


tuzaktan kumanda
(...LİG TV - Maraton)
ŞANSAL BÜYÜKA: Bu harekete yorumun ne hocam?
ERMAN TOROĞLU: Hocam bu kırmızı değil, kan kırmızı... Adamın forma kırmızı, benim süveter kırmızı, domates kırmızı, hareket kırmızı oğlu kırmızı...
***
ŞANSAL BÜYÜKA: İki takımın futbolcuları ağız dalaşında?
ERMAN TOROĞLU: Ya şimdi ben bunlara buradan yarım kilo et bir de mangal göndersem bir ufak açıp orada piknik yapacaklar!..


ayaküstü...
Bu seçimden akılda kalacak sloganlardan olabilir, AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün’ün söyledikleri;
“-Baykal seçim striptizi yapıyor...”
Tam olarak diyor ki;
“CHP, çarşaf, kur’an kursu ve en son tarikat açılımı adı altında kendi ayıbını ortaya çıkaran popülist yaklaşımlarla seçim striptizi yapıyor...”
Bunca başarısız muhalif yıldan sonra, parti programında değil de, zihniyetinde değişimler yapmak kıllanılmayacak gibi değil tabii...
Zaten Cemal Süreya da striptizin şiirini bugünler için yazmış galiba;
“-Kaç nota var; do re mi fa sol la si...
Onun da üstünde o kadar giysi...
Etekliği fa, çamaşırı sol, papuçları la, şapkası si...
Sevmektedir onları kendi bedeni gibi...”

iğ­ne­lik...

> BEYAZ EŞYA
Sosyal devletiz mâdem,
Olmayana verelim...
Can taşıyor her âdem,
Yüzünü güldürelim!

Verelim odun kömür,
Muhtaç ise paraya...
Geçirsin rahat ömür,
Yazıktır fukarâya!

Yapsın devlet bir iş ya,
Vatandaşla bağ olsun...
Fakire beyaz eşya,
Veren vali sağ olsun!

> (...Sefa Koyuncu)

bizimkiler
Yer Beyazıt Meydanı... Muharrem Bey elinde poşetlerle alışverişten dönmekte...
Zabıtalar seyyar satcıları kovalamakta, Muharrem Bey de kalabalığa uyarak yarım saat ne olduğunu anlamadan seyyar satıcılarla beraber koşmakta...
Taa ki Şehzadebaşı Camii’nde olayın farkına varıp, “Ben niye koşuyorum yahu” diyene kadar...


itiraf reyonu...
(...isim: muharrem ...şehir: istanbul ...yaş: otuz)
Yer belediye otobüsü...
Sabah işe giderken her zamanki gibi otobüse bindim...
Otobüs dolu olunca arka kapıdan binip, ön tarafa doğru akbil uzatma seferberliği başladı...
Bu sırada yine arkadan güzel bir bayan bindi otobüse...
Bana bir mandalina uzattı, ben de “Teşekkür ederim, yemeyeceğim” dedim...
Benim rezil olduğum, şoförün ve yolcuların gülmekten koptuğu an;
“-Beyefendi o mandalina değil, ucunda akbil var...”
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


Söz Market



tuzaktan kumanda
(...KANALTÜRK - Telegol - Ahmet Çakar yorumları)
“-Mustafa’nın laflarıdır ‘Sezon başında almadığım takımı çalıştırmam’... ‘Her maça çıkarken yüzde elli bir öndeyiz’... ‘İçimizdeki İrlandalılar’... Felsefe adamı, spor adamı değil...”
...
“-Fenerbahçe’nin başına ayıyı getir; hani şu sokakta tefçilerin oynattığı... Şu an oynadığından iyi oynatır takımı...”
...
“-Hani bu takımın fazlası vardı, eksiği yoktu?... Beşiktaş’ın başına gelince böyle sempati ikmali yaparsan, mavi boncuk takarsan kurur kalırsın...”


Te­mel’in ye­ri
Temel, havacılık şovunda gösteri yapan uçağa binme fırsatı bulmuş... Uçakta bir Temel, bir de pilot var...
Havada akrobasi devam ederken, pilot birden derin bir pikeye dalmış...
Yeryüzü hızla uçağa yaklaşırken pilot, Temel‘e dönmüş ve gülmüş;
-İddiaya girerim, aşağıdakilerin yüzde ellisi şimdi uçağın düştüğünü sanıyordur...
“Doğru” demiş Temel ;
“-Ben de iddiaya girerim ki, buradakilerin yüzde ellisi de öyle düşünüyor...”


Söz der ki;
“-Seven terk edilebilir... Ama sevmeyen zaten terk edilmiştir...”
(...Zaten sık sık ettiği, uzmanlaştığı, “Üff süper” dedirten müthiş S.Ö.Z.leri...)


bizim ora
Niye moralız bozuh?...
Sımışka yiyemir misiz, mısır gemiremir misiz?...
Saggız çeyneyip, kıtlama çay içemir misiz?...
Dişleriz gırılir, teh teh tökülir mi?...
İşte böyle olur...
Çünkü dişlerize heç bahmamışsız...
Fırçalamamışsız... Çok ayıp...
Zamanında dişlerize bahsaydız böyle olmazdı, he mi?...
En möhim şey diş sağlığı...
Bu da ancah “Sıksür Diş Macunu” ile olur...
Siz de “Sıksür Diş Macunu” gullanın dişleriz embele pırıl pırıl sağlıklı olsun...



bizimkiler...
Serdar’a gelen;
“-Sayın Serdar Bingöl, Flexi kartınızda biriken 40 TL bonus puanı dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz” mesajına cevaben, “Sağol” diye yazıp geri göndermesi...
...
Hasan Hocam’ın yağmur yorumu;
“-Şu dinmek bilmeyen yağmurlar eskiden bana romantizmi hatırlatırdı... Şimdi romatizmamı hatırlatıyor...”
...
...Ve Ercan’dan akla zarar
espriler;
-A’vapsız, B’vapsız, C’vapsız arama...
-A’şiktaş olamaz ama, B’şiktaş şampiyon olur.
-Asıl Mustafa Erdoğan Ergen’ekondu...


iğ­ne­lik...
İMİTASYON
Kaldı neden niçinde,
Ondandır bu taşkınlık...
Çelişkiler içinde,
Gidiyor bir şaşkınlık!

Bakınıyor etrafa,
Mahkemeye gidiyor...
Sarılıyor çarşafa,
Yeni açılım diyor!

Yeşermeden kuruyor,
Çarşaflı kurslu misyon...
Pek iğreti duruyor,
Açılım imitasyon!
(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...CNN TÜRK - Nası Yani)
BEYAZIT ÖZTÜRK: Evet, sanırım sizi almaya geldiler abi!
METİN AKPINAR: O kadar ileri geri konuştuk mu?...
BEYAZIT ÖZTÜRK: Abi öyle konulara girdin ki Ergenekon falan?...
METİN AKPINAR: Ben daha Estergon’dayım, Ergenekon’a gelmedim...

Te­mel’in ye­ri
Temel’le Dursun yürürken mâlum cin şişeden çıkmış;
“-Size birer dilekte bulunma hakkı tanıyorum... Söyleyin bakalım...”
Dursun hemen atlamış;
“Bana bol para...”
“Tamam” demiş cin ve Temel’e dönmüş;
-Sen ne istiyorsun?...
“-Ben bir şey istemem... Şu arkadaşın adresini verin yeter...”


itiraf reyonu
(...isim: ali taşdelen ...şehir: istanbul ...yaş: bilinmiyor)
Bir fabrikada çalışan kayınbiraderim anlattı...
Kurban Bayramında fabrika adına kesmek için bir koyun alınmış...
Arife günü alınan bu koyunu ertesi güne kadar, hem hayvana bakmaları için hem de kaçmasını önlemeleri için çalışanlardan birkaç kişiyi görevlendirmişler.
Bu muhterem arkadaşlar hayvancağızı yemekhanenin hemen arkasına kalan, bir çiftçiye ait buğday tarlasının yanına götürüp biraz yem ve su verdikten sonra oradaki bir ağaca bağlamışlar ve huzur içinde işlerine dönmüşler...
Ertesi gün erkenden koyunu almak için aynı yere gittiklerinde hayvanı bulamamışlar...
Kaçmış çünkü koyun... Hepsini bir telaş almış bakabildikleri her yere bakmışlar ama koyun yok...
Telaş yerini korkuya bırakmış, biraz sonra patronlar gelecek ortada hayvan yok, ne kesecekler?...
Birçok kişi olayı araştırırken, koyunlardan sorumlu arkadaşlar birbirlerini şuçlamaya başlamış...
Meğer hayvancağızı belinden bağlamışlar ağaca, o da bir süre sonra ipi koparıp kaçmış.
Bu sefer başlamışlar tarlanın içinde koyun aramaya, hayvan arada bir buğday başaklarının içinden kafasını çıkarıp göründükten sonra tekrar kayboluyormuş...
Bizimkiler de o yöne doğru koşuyorlar...
Ama bir süre sonra da gözden iyice kaybolmuş koyun...
Ne yapacağını şaşıran tayfa iyice coşmuş ve fabrikanın ambulansını alarak başlamışlar tarlanın çevresinde dolanmaya...
Aynı zamanda aracın megafonundan hayvana seslenmek amacıyla “Meeee... Meeee” diye bağırıyorlarmış... Hani belki sesimizi duyar da gelir diye...
Bir süre sonra hemen karşıki köyde bir sürüye karışmış olarak bulmuşlar kendi koyunlarını...
Nereden mi tanımışlar; hayvanın beline bağladıkları ip hâlâ duruyormuş...
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


bizimkiler
Her gün Osman’ın masasından çikolata yiyen Emin’in, bir sabah ansızın “Ahh” diye bağırmaya başlaması...
Çikolatalardan birinin içine, Cüneyt Abi sponsorlu acı biber konulmuştur ve bu Emin’in son otlakçılığı olmuştur...



*iğnelik...
MAHKEME
Kim burs vermek isterse,
Mahkemeye veririm...
Kim başını örterse,
Mahkemeye veririm!
Fakire beyaz eşya,
Dağıtırsa eğer kim...
Demem hayırlı iş ya,
Mahkemeye veririm!
Belâyım başınıza,
Aşınıza zehirim...
Bakmam gözyaşınıza
Mahkemeye veririm!
(...Sefa Koyuncu)


balta derken başkanım!..
“Artık balta topraktan çıktı...”
Sizce bu hangi kaynağın, nasıl bir psikolojinin cümleleridir?...
Ya da şöyle sorayım;
Buram buram “Şiddet” kokan bu 4 kelimenin; sporda “yöneticilik” koltuğunda oturan bir bünyenin taşıdığı ağızdan çıktığına inanır mısınız?...
Bunları G.Saray Başkanı Adnan Polat’ın söylemeye hakkı var mı sizce?...
...
“Milli Takım forması” edebiyatını sevmiyorum...
Ancak en azından “Sporcu” kimliği taşıyan bir futbolcu, rakibine “Dünya Kupası’nın finalinde mi oynuyorsun p.ç” diye sorup, ağza alınmayacak küfürleri (gazeteler yazmış ama benim elim gitmedi) hangi oksijenin beynini pompalamasıyla edebilir?...
Tjikuzu ile Emre’nin yarın aynı formayı giymeyeceği, aynı uçakla deplasmana gidip, aynı havayı solumayacağı ne mâlum?...
...
Ben hayatımda ilk kez bir maçın sadece ilk yarısına tahammül edebildim...
Konya-Beşiktaş maçının ilk 45 dakikasından sonra dışarı çıkıp biraz dolaştım ve aklımda;
“Galiba Türkiye’de futbolu üç büyükler başlattı, üç büyükler bitirecek” düşünceleri vardı...
(...devamı: www.ihlassondakika.com’da)


hayata dair...
-Kişi kendi parasını harcıyorsa, fiyat da önemlidir kalite de...
-Başkasının parasını kendisi için harcıyorsa, fiyat önemli değildir... Kalite ise önemlidir...
-Kendi parasını başkası için harcıyorsa, fiyat önemlidir... Kalite önem taşımaz...
-Başkasının parasını başkası için harcıyorsa, fiyat da kalite de önemli değildir...
(...Milton Friedman)


söz der ki;
“-Yalnızlık kimsesiz kalmak değil, kimsenin sana ihtiyacı olmamasıdır...”
(...‘Rahatsız edilmiyorsan yalnızsın’ diye desteklediği müthiş S.Ö.Z.leri...)


Söz Market



İstihbarat birimi; ajanları Temel’in izini kaybetmiş... Bölüm şefi en iyi elemanlarından birini bu işle görevlendirmeye karar vermiş... Yanına çağırarak;
“-Sana tek söyleyebileceğim, kaybolan ajanımızın adı Temel ve en son Karadeniz’in kıyı kesimlerinde görevliydi... Eğer bulursan, emin olmak için yanına gidip; ‘Bugün havanın sisli olacağını duydunuz mu’ diye sor. Sana; ‘Evet, üstelik akşam da devam edecekmiş’ derse, anlayabilirsin...”
Ajan ertesi gün bir kıyı kasabasına varmış... Pansiyona yerleştikten sonra, kahveye uğramış...
Kasaba eşrafı oturmuş, sohbet ediyormuş... Ajan kahvecinin yanına giderek;
“Temel adında birisini arıyorum... Tanıyor musunuz?...”
Kahveci adama bakmış; “Daha fazla bilgi vermeniz gerekir... Burada çok Temel var... Kasaba fırınını işleten adamın ismi Temel’dir, demirci ustası da Temel... Sahile indiğinde göreceğin balıkçının da adı Temel... Ayrıca benim adım da Temel...”
Ajan bu cevabı alınca kahveci ile şansını denemek istemiş ve fısıldayarak; “Bugün havanın sisli olacağını duydunuz mu” demiş...
Kahveci; “Haa, anladım... Siz ajan Temel’i arıyorsunuz... Kasabanın girişindeki evde oturur...”

bir film di­ya­lo­ğu!
“-İstersen komik olabilirim. Dalgın, zeki ve cesur olabilirim. Sen sadece bana ne istediğini söyle. Senin için olurum...”
-Aptalsın...“
-Evet onu da olabilirim...”
(...Notebook filminden)

sizinkiler
Annesi sabah erken okula gidecek oğlunu uyandırmadan önce, kalkar kalkmaz içsin diye süt hazırlamış...
Fakat sütü o kadar büyük bir bardağa koymuş ki; henüz uyanmaya çalışan çocuk gözlerini açar açmaz söylenmiş:
“-İneğin kendisini getirseydin bari...”
(...Nimet Ovalı’dan)

bizimkiler...
(...Bizim Fatih kendi bombalarını kendi anlatıyor)
Geçen işteyken evden hanım aradı ve “Gelirken kırık peynir getirir misin” dedi...
Mahalledeki bütün marketleri dolaştım ve kırık peynir aradım... Kimse böyle bir peynir
türünü bilmiyordu...
Hemen hanıma açtım telefonu:
“Ya” dedim, “Sen bu kırık peyniri Yemekteyiz programından filan mı öğrendin?... Hiçbir markette yok!”
Hanım gülmekten cevap veremedi; Meğerse kırık pirinç istemiş...
***
Geçen gün (tashih) düzeltme yapıyordum...
Kalemle sayfanın bir köşesine not alırken çok şaşırdım:
“Vay canına” dedim,
“Caps lock tuşuna basmadan büyük harflerle yazabiliyorum!”
Daha sonra kendime geldim... Halbuki ben bunu 22 yıldır yapabiliyordum.
Sürekli bilgisayarda yazınca elle yazıyı unuttuk...


söz der ki;
“-İyilik belki unutulur ama ölmez, kötülük belki ölür ama unutulmaz...”
(...Nokta atışı yaptığı günlerden birinde ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)


hayata dair...
Karamsar olmak zor değil, zor olan çılgın bir fırtınadan sonra, gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir...
...
Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç, bir tohumla başlar; En uzun yolculuklar, bir adımla başlar; Gerçek sevgiler ise bir tebessümle başlar...
...
Annem her fırsatta çocuklarına güneşe doğru zıplamalarını öğütlerdi.
Güneşe ulaşamazdık ama, hiç olmazsa ayaklarımız yerden kesilirdi...
(...Hurston)?

bizim ora
(...Sena Pelit’ten “Niğde sözlüğü”)
NÖRÜN: Ne yapıyorsun?
YUNMAK: Yıkanmak...
DOMUŞMAK: Oturmak...
GOZAKLAMA: Saçmalama...
KARSAMBA: Kalabalık...
GARIN: İşkembe...
CİĞERİMİN BAĞI: Sevgi ifadesi...
İTEE: Yere serilen kilim...
BOSSULU: Et yemeği...
HERENİ: Büyük bakır leğen
ZAHRA: Buğday...
HELKİ: Kov
DUU: Şaşırma nidası...


tuzaktan kumanda
(...CİNE 5 - Cine City)
KEMAL HAMAMCIOĞLU:
Neden Facebook, Myspace türevi
siteler bu kadar
popüler?...
ŞAHAN GÖKBAKAR: Antisosyallikten işte... Aman ne bulacağım ilkokul arkadaşlarımı, hepsi sümüklü çocuklardı... Niye bulayım yani?...


*iğnelik...

> DESTEK VER

Bul da türlü bahâne,
Çevreciyim de uyut...
ABD’de yüz tâne,
Nükleer santral mevcut!

Zarar olsaydı eğer,
Fransız’a olurdu...
Elli dokuz nükleer,
Santrali niye kurdu?

Atom gücünü derim,
Kıt akıllı köstekler...
Aç gözünü hemşehrim,
Nükleere destek ver!

(...Sefa Koyuncu)


Söz Market



tuzaktan kumanda
(...KANAL D - Ana Haber - Mehmet Ali Birand soruları)
-Üzücü gelişmeler bunlar... Tabii benzine de körükle gitmemek lazım...
-Sayın Kılıçdaroğlu tebrik ederiz aday oldunuz... Kazanacağız inşallah...
-Sen gelişmeleri takip ediyorsun, peki şehit ve yaralıların durumu nasıl?...

kadınlar erkekler
Adam sinir içinde kahveye girince “Hayrola” demiş arkadaşı, “Ne oldu?..”
“Kardeşim” diye gergin bir şekilde başlamış adam, Sağlık bakanlığının emri ile karılarımızın alnına sigara paketi gibi etiket yapıştırmak lazım..
-Banka hesaplarınızı ve beyninizi eritebilir...
-Ailenizle aranızı açar, güveninizi sarsar...

Te­mel’in ye­ri
Temel’e hediye olarak çok nadide üzümlerden yapılmış bir küp pekmez gelmiş... Öylesine güzel, öylesine değerli bir pekmezmiş ki, Temel ye- meye kıyamamış ve saklamaya karar vermiş... Küpün ağzını sıkı bir kapakla kapatıp, bir de kilit vurmuş...
Arada bir açıp, “Ne pekmezmiş bee” diye ağzını şapırdatıyormuş...
Bu arada Temel’in yanında çalışan Dursun, küpün altından çaktırmadan bir delik açmış, her gün bir bardak yürütüyormuş... Temel bakmış pekmezin seviyesinde her geçen gün biraz eksilme oluyor, Fadime’ye koşmuş;
“-Fadime birisi bizim pekmezden her gün biraz çalıyor...”
-Ben kimin çaldığını biliyorum. Dursun’u bir gün küpün altına delik açarken gördüm...
“-Yok yok... Dursun’un küpün altını deldiğini ben de biliyorum ama... Pekmez küpün altından değil, üstünden eksiliyor...”

Söz der ki;
“-Bir ilişkiyi yürütmek için doğru insan olmakla, doğru insanı bulmak yetmez... Doğru aile bütçesi, doğru televizyon kanalı, hatta doğru diş macunu gibi bir sürü özellik lazım...”
(...İşi iyice yokuşa srerken ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)

bizimkiler...
Bir süre önce Milliyet’e transfer olan foto muhabiri Fehim’den ilk haber geldi...
Galatasaray idmanı bittikten sonra yağmur altında bir saat bekledikten sonra arkadaşları soruyor;
-Yav nerde kaldı bu araba Fehim?...
“-Abi söyledim, 2 saat oldu gelmedi daha...”
E alışkanlıktan olsa, aracı bizim ulaştırmaya söylemiş, Ercan da paşa paşa binip gazeteye gelmiş...

spor gazeteciliği...
BSF (Bilim Sanat Felsefe) Akademi Gazetecilik Okulu’nda genç öğrencilere “Spor Muhabirliği Dersi”ndeydim dün...
Dönem dönemi aşıyor, aşmak zorunda da... Ama bu başka bir şey...
Biz, bizden öncekileri nasıl geçe-riz diye düşünürken, bizden sonraki neslin bizi geçmenin çok ötesinde nasıl bir hızla yol aldığına şahit olmanın keyfini yaşadım...
Değişen şartlar, teknolojik farklar, internet, iletişim kavramının kazandığı hız ve entelektüel kültürle bezenmiş gençler, gazeteciliğe yeni bir boyut kazandıracaklar gibi geldi bana.
Halbuki henüz bundan 10 yıl önceki eğitim sistemine göre; Cem Yılmaz‘ın dediği “Önce öğrendiklerimizi unutarak” mesleğe başlamamız tavsiye ediliyordu...
Şimdi daha bilimsel çalışmalarla, daha uygulamalı anlatımlarla ve tecrübeye değer veren bir sistemle hazır oluyorlar...
İnşallah spor servislerine de birkaç tane düşerler...

*İğnelik...

BİZANSÇI TÂİFE

Türkiye’de entrika,
Tarihi pek eskidir...
Encâmı dev tefrika,
Kuantum hard diskidir!

Kavgalı ay yıldızla,
Millete tuzak kuran...
İhânet aynı hızla,
Değişse de figüran!

Bizansçı tâifesi,
Her bir yolu deniyor...
Açıldıkça nefesi,
Türk milleti yeniyor!

(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



Fadime doğuma girmeden
hemen önce hemşireye çocuğunun ismini Temel koyacağını söylemiş...
Doğum gerçekleşmiş ve Fadime kendine gelince hemşire çocukla yanına girmiş...
Fadime çocuğu kucağına alınca haykırmış;
“-Aman Allahım... İkiz mi oldu?...”
Hemşire cevaplamış;
“-Hayır Fadime Hanım... Soldaki Temel, sağdaki de burnu...”


Söz der ki;
“-Yaşlılara iyi davranmanız gerektiğini öğrenin yeter... Ama ölüme yakınlık açısından kimsenin genç olmadığını da bilin...”
(...Tam anlatamadığı ama “bütün insanları sev” demek istediği tüyleri diken diken eden müthiş S.Ö.Z.leri...)

bizimkiler...
Tufan Abi, Osman Abi ve Ali Abi, Net Gazete’nin yeni projeleri üzerinde mütalaa ediyor...
Bülent Abi, bu üçlüyü görüntülemek için eline fotoğraf makinesini alıyor.
Tufan Abi kamera çekimi zannederek proje üzerinde yarım saatlik bir brifing veriyor...
Ondan başka herkes gülüyor tabii...
Xxx
Faik Abi, çayı demler ve gerisine karışmaz... Bizim çay makinesinin üzerindeki notlar, başlı başına “Bizimkiler” konusu...
Mesela dünkü notu şöyle;
“-Çay 13.30’da hazır... Lütfen ısı ayarıyla oynamayın... Su fokur fokur kaynıyor... -Faik-...”


hayata dair...
Sevgi mi, korku mu?...
Her türlü seçiminiz ya sevgi, ya korku düşüncesinden kaynaklanıyor...
Korku; daraltan, kapayan, içe hapseden, kaçan, gizleyen, biriktiren, yığan, zarar veren enerjidir...
Sevgi; genişleten, açan, yayılan, kalan, açık olan paylaşan, iyileştiren enerjidir...
Korku sahip olduklarına sımsıkı yapışır,
Sevgi sahip olduklarını paylaşır...
Korku zorba yakınlık ister,
Sevgi sevecen yakınlık...
Korku sımsıkı sarar, bırakmak istemez,
Sevgi özgür bırakır...
Korku kurutur,
Sevgi yumuşatır...
Korku saldırır,
Sevgi bağrına basar...
Her insan düşüncesi, sözü, davranışı bu duyguların birinden kaynaklanır...
Bu konuda başka bir seçiminiz yok,
Çünkü seçeceğiniz başka bir şey yok...
Ama bu iki duygudan hangisini seçeceğiniz konusunda özgürsünüz...
(...Neale Donald Walsch


kadınlar - erkekler
Adam çiçekçi dükkânına girip karısı için güzel bir buket istemiş...
“Tabii efendim” demiş çiçekçi,
“Aklınızda olan bir şey var mı?..”
“Valla” demiş adam, “Bilmem ki
nasıl bir şey
alsak?...”
“Durun,
size yardım edeyim” demiş çiçekçi,
“-Gerçek olarak bana anlatın efendim.. Ne halt ettiniz?..”



tuzaktan kumanda
(...STAR - İzdivaç)
ESRA EROL: Ne iş yapıyorsun Ertuğrul?...
ERTUĞRUL: Emlakçıyım ben, emlak işi yapıyorum...
ESRA EROL: Peki hanımefendiye ne sormak istiyorsun?...
ERTUĞRUL: Boyun posun kaç yaşında?...



*İğnelik...

> KİMDEN YANA?

Meşhûr Davos vak’ası,
Etti çok şeyi a’yân...
Kesilmedi arkası,
Herkes söz etti beyân!

Başbakan’da yiğitlik,
Büyük cesâret vardı...
Pazara çıktı iplik,
Siyonistler morardı!

İki kutuplu meydân,
Kimi bağlı vatana...
Kimi Erdoğan’dan,
Kimi Peres’den yana!

(...Sefa Koyuncu)


sağdan - soldan
(...Hakan Yavuz - İstanbul)
KAMYON ARKASI: Karaya ak denilir mi, sevene bırak denilir mi?...
DUVAR YAZISI: Menfaat yolunda başlayan dostluklar, çile yokuşunda biter...
İŞ YERİ PANOSU: Kavga istiyorsan hatayı başkasında, çözüm istiyorsan kendinde ara...

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...FOX TV - Su Gibi)
EŞ ARAYAN KADIN: Ben 35 ile 55 arası bir eş aramıştım ama...
ADAM (57 yaşında): Olsun benim çocuk gibi ruhum var...
***
(...KANALTÜRK - Medyatik)
YÜKSEL AYTUĞ: Rahmetli baban terziydi değil mi?...
SUNAY AKIN: Aman yapma, babam hâlâ hayatta...

hayata dair...
Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur...
Hayatınızı basitleştirin...
Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge...
O zaman ne kalıyor, ona bak...
İstekler listenizi kısa tutun...
Kısa tutun ki fokus edebilesiniz...
Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi, odaklamazsanız hayatı yakamazsınız.
(...St.Exupery)

Te­mel’in ye­ri
Hastalığından evhamlanan Temel, tahlil için doktora iki litre idrar götürmüş...
Doktor çok olmasına rağmen idrarı almış...
Aradan iki gün geçmiş, Temel neticeyi almaya gitmiş...
Doktor demiş ki, “Sonuçlar olumlu, hiçbir probleminiz yok”...
Temel hemen telefona sarılmış ve Fadime’ye müjdeyi vermiş;
“-Karıcığım; sen, ben, dört çocuğumuz, annen, baban, hepimiz sıhhatteymişiz... “

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Gözlerinizi kapattığınız zaman dünya yok olmuyor öyle değil mi?...”
(...Memento filminden)

Söz der ki;
“-Mezarlığa yakın oturuyorsanız; her gün alacağınız iki ders var... Ya her gün ölümü hatırlayacaksınız, ya da her gün hayatı...”
?(...Tüyleri diken diken eden müthiş S.Ö.Z.leri...)

bizimkiler...
Adnan Abi, sürekli yanında taşıdığı ruhsatını cüzdan olarak da kullanmaktadır...
Gün gelir trafik kontrolüne tabi tutulur...
“Lütfen evraklar” der polis memuru...
Bütün ayrıntılarını unuttuğu ruhsatı uzatır Adnan Abi;
Polis, “Aracınızda eksik ne var” diye sorar...
“Her şeyim tamam” der Adnan Abi...
Ama inandıramaz... “Yok yok” der polis memuru;
“-Kesin bir problem var... Yoksa niye ruhsatın arasına 250 TL koyasın ki?...”

itiraf reyonu...
(...isim: s.selim.alimoğlu ...şehir: istanbul ...yaş: yok)
Soğuk bir sonbahar sabahı... Saat sabahın 6’sı...
Zeytinburnu-Kabataş hattında tramvaydayım... Yanıma orta yaşlarda, beyaz saçlı, bıyıksız bir adam oturdu.
Bana, “Sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun efendim” dedi...
Sabahın mahmurluğundan mı yoksa 21. yüzyıl gençliği olarak böyle diyaloglara uzak olduğumuzdan mı bilinmez; tabiri caizse biraz afalladım...
Ve adama ancak, “Sizin de” diye cevap verebildim. Adam bana:
“Eskiler birbirlerine ‘sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun efendim’ deyince karşıdaki nasıl cevap verirmiş” diye sordu...
Ben, “Bilmukabele mi” diye cevap verdim...
Bana, “Eskiler birbirlerine ‘sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun efendim’ deyince karşıdaki ona, ‘Sizin de âkıbetiniz hayırlı olsun efendim’ derlermiş. Birincisi bir anlık dua, ikincisi bir ömürlük dua” dedi.
Bir yandan ecdadımızın insan ilişkilerindeki zarafeti karşısında haklı gururu yaşarken, diğer yandan onlar gibi olamamanın verdiği ezikliği yaşadım.

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

iğ­ne­lik...

DEVLET TERÖRÜ

Terörü tırmandıran,
İkiyüzlü devletler...
Gelir öyle bir zaman,
Döner size âletler!

Patronunu kayırmaz,
Klinik vak’a terör...
Asker sivil ayırmaz,
Teröristin gözü kör!

Hukuk tanımaz harbin,
İsrail baş aktörü...
Aklın önündeyse kin,
Budur devlet terörü!

(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...HABERTÜRK - Söz Sende)
BALÇİÇEK PAMİR: Çok eleştirilen ‘Yemekteyiz’ yarışması için neler söyleyeceksiniz?...
LEVENT KIRCA: Bu ülke Kurtuluş Savaşı geçirmiş, karne ile ekmek almış, üzümle çay içmiş...
BALÇİÇEK PAMİR: Bunun skecini yapmak ister miydiniz?...
LEVENT KIRCA: Yani böyle bir ülkede sen kalk bir yemek programı yap, ‘ay bunun çatalı bilmem ne?... Çok oynamak isterim.



bizim ora
(...Resmen Bizim Ora’nın
yemek tarifleri)
Kavut Haşıli: Cillenmiş buğday kavurga gibi kavrulur, bunun tozuyla yapıllır.
Uğut: Aynı buğdaydan un yapılır ve bu undan da ekmek, işte uğut budur...
Ebem Gömeci: Şifalı bir bitkidir, bizim orada sadece tanınır, istifade edilmez...
Mafiş: Hıngel biçimindeki hamurun kızartılmışı...
Kızik: Parmak kalınlığında ve uzunca olan hamur kısa kısa kesilir ve kızartılır...
Gılgıl: Tahılın içinde bulunan küçük siyah taneler, yenmez...
Döğmeç: Bildiğin yağlanmış ekmek...
Golot: İlkel galeta... Kalın hamurun ekmek biçiminde yapılmışı...



Te­mel’in ye­ri
(...Henüz fıkra olmamış, ama olmaya aday yaşanmış Karadeniz hikâyeleri... BİZİM CC’den)
Çok sevdiğimiz dedemi kalp krizi sonucu kaybettik... Sevilen bir esnaf olması sebebiyle cenazesine oldukça büyük bir kalabalık katıldı... Biz taziyeleri kabul ederken uzun süredir görmediğim bir arkadaşım uzaktan beni gördü ve geldi; “Bu kalabalık da ne böyle” diye sorunca gayet normal bir şekilde “Dedemi kaybettik” dedim...
Cevabı beni o an bile krize sokmaya yetti: ‘’Bu kadar insan hâlâ bulamadınız mı?’’
xxx
İş arkadaşımın düğünündeyiz...
Nikâh kıyılıyor, imzalar atılıyor, gelin ve damadı tebrik etmek için ayağa kalkıldığında elektrikler kesiliyor. Biz hep beraber “Aaaa” diye tepki gösterirken, arkadaşımın annesi oldukça yüksek sesle düşüncesini dile getiriyor; “-Oğlumun daha ilk dakikada hayatı karardı...”


Söz der ki;
“-Yalnızlığı tek başına aşmak istemiyorsan, kalbini kaptırmadan önce aklını yokla...”
(...Mükemmelden biraz daha iyi müthiş S.Ö.Z.leri)


bizimkiler...
Tacettin sabah evden işe gitmek için çıkar... İki dakika sonra bir şey söylemek için eşini arar...
Konuşma aynen şöyle gelişir;
TACETTİN: Alo... Napıyonuz?...
EŞİ: Hayırdır niye aradın?... Telefonunu mu unuttun yoksa?...
Xxx
Faturayı geç ödeyince cep telefonu kesilen Refik Fidan ödemeli olarak Orhan Akın’ı arar. Aramada 9696 kodu başa gelince Orhan’ın telefonundaki çağrıyı gören Serkan Yılmaz ekrana bakar;
“-Abi seni yurt dışından arıyorlar...”



bir film di­ya­lo­ğu!
“-Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara ihtiyacı var...”
(...Memento filminden)


hayata dair...
Dünyayı hayal gücü döndürür...
Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar...
Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir...
Bobby Kennedy’nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve “Neden” diye soruyor...
Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve “Neden olmasın” diye soruyorum...
(...Albert Einstein)



kadınlar - erkekler
Karı-koca birlikte film izliyorlarmış...
Filmde bir ara kadın kendisini aldattığından şüphelendiği kocasını yakalatmak için dedektif tutuyormuş...
Adam, karısına dönmüş ve “Sen” demiş;
“Sen olsan böyle bir şey yapar mıydın?...”
Karısı “Evet” demiş ve gayet aldırmaz bir tavırla devam etmiş; “-Ama bu seni onunla yakalatmak için değil, o kadının sende ne bulabildiğini araştırmak için olurdu...”



iğ­ne­lik...
ZEVK İÇİN Mİ?
Oyun mu arkadaşlar;
Çıkın da savaşalım...
Obama’ya tören var,
Haydi ya barışalım!

Bin üç yüz insan sağdı,
Kanları oldu nehir...
Fosfor bombası yağdı,
Yerle bir oldu şehir!

Bu düpedüz aptallık,
Sorma bana niçin mi...
Gazze’de üç haftalık,
Soykırım zevk için mi?
(...Sefa Koyuncu)


Komedi