18 Mayıs 2010 Salı

Söz Market



Temel’le Dursun kahvede karşılıklı oturuyormuş...
Dursun bir anda Temel’in burnunu akarken görmüş...
Hemen uyarmış;
“-Temel burnunu temizlesene...”
Temel oralı olmamış;
“-Sen daha yakınsın, sen temizle...”


Söz der ki;
“-Kadınlar elde ettiklerinin, erkekler elde edemediklerinin peşine gider...”
(...Kadınların Dimyat’a gitmesini, erkeklerin ise bulgurdan olmasını anlattığı müthiş S.Ö.Z.leri...)

bizimkiler...
Arkadaşımız Ahmet Yedek, Neslihan Hanım’la evlendi...
Mutluluklar diliyoruz yalnız öyle, “Evlendi” deyip, geçilmeyecek bir düğün oldu...
Düğün yemeğinin ardından gelin hanım evinden alınıp kalabalık bir konvoyla yeni yuvasına doğru yola çıktı...
Apartmanın önüne gelene kadar her şey çok planlı gidiyordu...
Ancak olanlar, o dakikadan sonra oldu...
Damat önce gelinin kapısını açıp indirmek yerine, dalgınlıkla şoför kapısını açtı...
Skandal daire kapısının önüne gelindiğinde devam etti, çünkü evde oturan birileri olduğu anlaşıldı ve yeni evlerinin yan binada olduğu anlaşıldı...
Bitmedi... Çünkü damat efendi; kapıyı açacak anahtarı, eski evinde unutmuştu...
“Mahallede bir tur daha atalım” bahanesiyle bir konvoy daha yapılırken, sabahın ilk ışıkları ile eve girildi...



Bizim ora...
(...Arkadaşımız Dilaver Arvas’tan Erzurum dili ve edebiyatı)
-Abele (böyle)... Afagani def etme (Efkar dağıtma, sıkıntıyı giderme)...
-Akabuka (Züppelik, aydın kimselere özenerek konuşma tarzı)...
-Anının takkıci (Alın ortası), Avel (Bunak, kaloy aldatılan)...
-Baba çığa (İğrenilen şeyler)... Baç etmek (Öpmek)... Bayağıt (Biraz önce)...
-Kırtik (Parça)... Cascavlak (Çırılçıplak)... Cıfıt (Kötü kalpli)...
-Dadağ (Çocuk maması)... Fırı fişi yenmek (Rahatlamak, sakinleşmek)...
-Fıstığa gahmağ (Ayaklanmak)... Gamu (kibirli)... Kafter (Sevimsiz ihtiyar)...
-Mablağ (Çay kaşığı)... Oğul bali (Erkek evladın çocuğu)... Sufat (Yüz)...
-Rapata (Ekmek yapılan tahta)... Şegirt (Çırak)... Şor (Tuzlu)...
-Tırıntaz (Titiz)... Türlü tevir (Çok çeşitli)... Ürüşan (Aydınlık)...
-Yegin (Acele)... Yühli (Hamile)... Zırıncı (Sonuncu)...


iğ­ne­lik...

> DAVOS DESTANI

Buz kesti buram buram,
Bu sene meşhûr Davos...
Filistin’de var bayram,
İsrail’de şok kaos!

Haksız yere aktı kan,
Göz yumuldu bilerek...
Hesap sordu dünyadan,
Çıktı bir cesur yürek!

Getirdi hakkı dile,
Davos’ta yazdı destan...
Rest çekti İsrail’e,
Recep Tayyip Erdoğan!

> (...Sefa Koyuncu)

hayata dair...
İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır...
“-Erkeğin cesur, kadının iffetli olması...”
Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir fazilet vardır:
“-Vatana, icabında her şeyini feda edecek kadar bağlı olmak...”
Bu meziyetler ve bu fazilet en büyük kahramanlığı; hayatın elemine, kederine karşı fütursuz kalmayı ve ağır hadiselerin acılıklarına göğüs germeyi doğurur...
İşte Türkler bu çeşit kahramanlardır ve ondan dolayı:
“-Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler...”
Türk askerlerini dalkılıç olmaya mecbur edecek kadar üstlerine varmamalıdır...
Bir defa dalkılıç olmayı göze almış birkaç yüz Türk meydana çıkarsa, önlerinde mağlup olmamak mümkün değildir...
(...Napoleon Bonaparte)


tuzaktan kumanda
(...FLASH - Desti İzdivaç)
STÜDYODAKİ KADIN: Köyden geldik buraya, evliydim ama kocam ölünce barındırmadılar bizi...
SEMRA HANIM: Neden barındırmadılar?...
STÜDYODAKİ KADIN: Kaynanamgille anlaşamadık... İstemedi beni; işte öküz öldü ortaklık bitti anlayacağınız...


Söz Market



tuzaktan kumanda
(...HABERTÜRK - Bu Gece)
SABA TÜMER: Bir döneme imza attınız...
HAKAN PEKER: Hey Corç versene borç şarkısı benim için bir nevi başkaldırıştı ama o sene yılın lalesi seçtiler beni...

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Sen kendini ancak benim hoşgörümle aşıyorsun...”
(...The Patriot filminden)

Söz Der ki;
“-Damak zevki; karnın doyduktan sonra yiyip içtiklerinizdir...”
(...“Ben daha naapiim” dersecine ettiği müthiş S.Ö.Z.leri...)

Te­mel’in ye­ri
Temel aile doktorundan randevu alarak, görüşmeye gitmiş...
“-Doktor, galiba önümüzdeki günlerde karımın bademciklerini almak zorundasınız...”
Doktor, dosyaya bakarak;
-Kayıtlarınıza göre altı sene önce karınızın bademciklerini almışız... Bir kişinin iki bademciği olması imkânsız...
“-Haklısınız doktor... Ancak bir adamın iki karısı olamaz mı?...”

bizimkiler...
(...Uzaktaki Bizimkiler’den)
Avrupa Yakası dizisi oynarken oyunculardan biri çaycılara laf atıyordu...
Bunu duyan bizim ilan servisinin, televizyon reklamları rezervasyon şefi arkadaşımız Erdoğan Gürbüzel dayanamadı.
“-Niye çaycılara laf atıyorsun kardeşim. Biz de sürekli müdürümüzün misafirlerine çay taşıyıp duruyoruz. Ne var bunda” demesin mi?...
***
İsmail Abi uzun zamandır görmediği İbrahim Abi’ye soruyor, “Nerelerdesin abi, uzun zamandır unuttun bizi...”
İbrahim Abi, “Unutur muyum Abi?... Bak seni taa buraya kaydettim” diye kalbini işaret ediyor...
Az sonra da gömlek cebinden cep telefonunu çıkarıp, “Bak işte burada...”
***
Üçüzlerin doğum haberine giden Orhan Akın ve Osman Akın’a üçüzlerin babası tarafından 2 kilo fındık hediye edildi...
Hediye edilen fındığı İHA Bursa bürosunda tüketen Ersin Yaşar olayı yorumluyor;
“-Baba fındığı yiye yiye 6 çocuk sahibi olmuş” dedi...

ayaküstü
Habere bakın;
“-Kağıthane civarında ev arayan Kemal Kılıçdaroğlu, bugün katıldığı cenazede çatlak ayakkabıları ile dikkat çekti...”
Neresinden bakarsanız bakın işgüzarlık kokmuyor mu?...
...
Sağdan bakınca;
Bu adamlar değil miydi “Halka, ‘sizdenim’ sömürüsü yapıyor” diyenler?...
...
Soldan bakınca;
Koskoca partinin bir adayını geçindirecek parası yoksa koskoca ülkeyi nasıl geçindirecek?...
...
Tepeden bakınca;
CHP’nin çıkardığı o kadar aday gördük ki; ayakkabının çatlak olması, kafanın çatlak olmasından iyidir...

hayata dair...
Zalimliği bildiğin gibi, aklını kullanmayı da bil,
Dili bağlı sabrımı fazla hor görüp üstüne varma;
Yoksa bakarsın ızdırap dili çözüverir ve çözülen dil
Görmezden geldiğin acıları açığa vurur sonra.
Sana biraz akıl vereyim istersen; sevmesen de beni,
Sevdiğim, seviyorum desene hiç değilse yalandan;
Ölüm döşeğinde çaresiz yatan huysuz hasta da hani,
Yalnızca sağlık haberi duymak ister ya doktorundan.
Umudumu yitirirsem, aklımı da yitirebilirim çünkü,
Ve çılgınlığımla kötü konuşabilirim senin hakkında.
Her şeyi kötüye yoran şu dünya da öyle soysuzlaştı ki,
Akılsız kulaklar hazır, akılsız iftiracılara inanmaya.
Gel ne ben böyle olayım, ne sen de iftiraya uğra;
Gözlerine hakim ol, serseri gönlün bildiğini yapsa da.
(...William Shakespeare)

*iğnelik...

OBAMA MORALİ

Obama cenâhından,
Gelen sinyal şâhâne...
Şenleniyor ya meydan,
Moral olsun daha ne!

Üzerindedir gözler,
Obama giyeli tâc...
Bugünlerde hoş sözler,
Hava gibi ihtiyâc!

Dostuz Müslümanla da,
Diyor barışta elim...
Söz aliyyül a’lâ da,
İcraatı görelim!
(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...FOX TV - 50 Sarışın)
MEHMET ALİ ERBİL: Kasatura nedir, biliyor musun?...
SARIŞIN YARIŞMACI: Biliyorum tabii, askerlerin yemek yediği kaptır...

itiraf reyonu...
(...isim: masum hattatoğlu ...şehir: nazilli ...yaş: bilinmiyor)
MÜŞTERİ: Hayırlı işler evladım...
BEN: Buyurun, hoş geldiniz...
MÜŞTERİ: Evladım indirim varmış, ben saç kurutma arıyordum...
BEN: Tabii buyurun 30 TL ve 50 TL’likler var...
MÜŞTERİ: Ha iyi o zaman 30’luklar kaç para 50’likler kaç para?...

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Temel, otelde oda fiyatlarını öğreniyormuş...
Resepsiyon memuru demiş ki;
“-Boğaz’a bakan bir odamız var; 200 dolar...”
Temel;
“-Perdeleri hiç açmazsam kaç para olur?...”
***
Doktor hastası Temel’e “Her türlü kafa işinden vazgeçmeniz gerekecek” demiş...
Temel, “Öyleyse mahvoldum gitti doktor bey” diye bağırmış...
Doktor sormuş; “Yazar mısınız?...”
“-Hayır... Berberim...”

bizimkiler...
Serdar, G.Saray-Sivas maçına gidip, basın tribünündeki yerini alıyor...
Arka sıradaki Hakan Ünsal; omzuna dokunup takılıyor;
“-Olum Serdar ne iş, her gün gazetede maceralarını okuyoruz...”
Serdar kendini savunuyor;
“-Yok yaa, Ömer Abi sallıyor... Başkasının maceralarını da bana yazıyor...”
Konu kapanıyor ve takımlar sahaya çıkıyor...
Galatasaray tribünleri Filistin’in dramını dile getiriyor;
“-Kahrolsun İsrail... Kahrolsun İsrail...”
Tezahüratlar bitince Serdar arkaya dönüyor ve Hakan Ünsal’a soruyor;
“-Abi İsmail kim?...”
-Ne İsmail’i olum, İsrail diyorlar...
“-Haa ben zannettim İsmail diye bir yönetici var, ona bağırıyorlar...”
E tabii yazdığımız hiçbir şeyin yalan veya abartı olmadığı tescillenmiş oluyor...

hayata dair...
Neden sana acı çektiriyorum, sevgilim?...
Neden hep, ya sana acı çektirmek,
Ya da kendi kendimi aldatmakla geçiyor günler?...
Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık; ama her şeyi olduk...
Seninle böyle düpedüz konuşuyorum, çünkü sen her bakımdan anlarsın...
Şu var ki ben, her şeyi olduğu gibi görüyor ve bunun için de çığrımdan çıkıyorum...
İyi uyu ve uyan... Hepsi saçma, ne söylesem boş...
Yıldızları nasıl seyrediyorsam, bundan böyle sana da öyle bakacağım...
(...Goethe)

Söz der ki;
“-Gerçek sanatçı; halktan uzak durarak halka yakın olur...”
(...İnzivaya çekilirken ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Ernest Hemingway, ‘Dünya güzel bir yer ve de uğruna savaşmaya değer’ demiş... Ben cümlenin ikinci yarısına katılıyorum...” (...Seven filminden)

iğ­ne­lik...

SÜPER GÜÇ

Nükleer enerjiyi,
Getirmek büyük hizmet...
Yıldızlı bir pekiyi,
Kime olduysa kısmet!


Atoma karşı çıkmak,
İstikbâl karartmaktır...
Engelleyense ancak,
Sıfır IQ ahmaktır!


İleri devletlerin,
Gücü atomla çoktur...
Yok ise nükleerin,
Süper gücün de yoktur!

(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...ATV - Dünya Bir Oyun Sahnesi)
KENAN IŞIK: Şakaları ben çok lezzetli yaparım sözü, acaba birilerine ters geliyor olabilir mi?...
CEM YILMAZ: Bütünüyle benim ters gelmemle ilgili bir şey de olabilir. Ben yıllardır ters gelirim. Bir kere düz geldim o da doğum sırasında...

itiraf reyonu...
(...isim: elif ...şehir: istanbul ...yaş: yirmi sekiz)
Geçenlerde eşimle pazara çıktık... Tezgahtara on lira uzatırken ben de söylendim,
“Bu millete de hiçbir şey dayanmıyor... Parayı ne hale getirmişler; yazılar, resimler, olmaz ki...”
Eşim bana yan yan baktı... Eve gelince de parayı çıkarıp gösterdi ve ekledi,
“Bunun üzerindeki yazılar ve resim kendiliğinden, millet yapmadı yani...”
Artık düştüğüm durumu siz kestirin...

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Bölgeler arası folklor yarışması düzenlenmiş...
Finale Karadeniz horon ekibiyle, Ege zeybek ekibi kalmış...
Ve yarışmayı zeybek ekibi kazanmış...
Karadenizliler duruma içerlemiş ve aralarında yenilginin muhasebesini yaparken ekip başı Temel söylenmiş;
“-Çok acele ettik... Keşke biz de o kadar düşüne düşüne oynasaydık...”

Söz der ki;
“-Yaşınız küçükken dizinizin yarası çabuk, kalbinizin yarası geç kapanır... Büyüyünce tersi olur...”
(...’Peh peh peh’ dedirten müthiş S.Ö.Z.leri...)

bizimkiler...
Konu kalp damarlarının tıkanıklığı ve balon patlatma;
Talip, engin tıp bilgisini konuşturuyor:
“-Balon patlatıyorlar ya; korkudan damarlar açılıyor işte...”
***
Beylikdüzü Belediyesi’nden Serdar’a mesaj gelmiş, okuduktan sonra söyleniyor;
“-Kim vermiş Vehbi Orakçı’ya telefonumu acaba?... Pek samimiyetimiz de yok ama...”
***
Hüseyin markette;
“-Delikanlı, bana bir Kristal Su versene...”
-Kristal kalmadı, Erikli var abi...
“-Yok yok, sade su istiyorum ben...”

hayata dair...
Bana yöneltilmiş bir eleştiriyi bilinçli olarak ilk kabul edişim, yıllar önce eşimin bana, “Bazen çok fazla konuşuyorsun” demesiyle olmuştu...
Bunu kabul etmeden önce bir an ciddi olarak kırıldığımı hatırlıyorum...
Ama ona şöyle karşılık verdim:
“-Haklısın; bazen gerçekten çok konuşuyorum...”
...Ve o anda hayatımı değiştirecek bir şey keşfettim... Onun eleştirisini kabul ederken, haklı olduğunu görebilmiştim...
Gerçekten de çoğu zaman fazla konuşuyordum...
Daha da güzeli, benim hiç savunmaya geçmeyişim, eşimin de daha rahatlamasını sağlamıştı...
Birkaç dakika sonra bana, “Biliyor musun, seninle konuşmak çok rahat oluyor” dedi.
Eğer ben onun gözlemine kızıp ters çıksaydım, bana bunu söyleyeceğini hiç sanmıyorum...
O gün öğrendiğim şey şuydu:
Eleştiriye tepki göstermek, eleştirinin kendisini hiç mi hiç yok etmiyor...
Tersine, olumsuz tepkiler gösterince sizi eleştiren kişi yaptığı değerlendirmede haklı olduğuna inanıyor...
Bu stratejiyi bir deneyin... Size arada bir yöneltilen eleştirileri kabul etmenin kazancı bedelinden yüksektir...
(...Dr.Charles Lever)

iğ­ne­lik...

ZAFER KOŞUSU

Yok öyle ayrı gayrı;
Millet birlik demektir...
Herkes çekerse ayrı,
Bu düpedüz bölmektir!


Her kafadan bir sesle,
Koyarlar bizi tefe...
Tek yürek tek nefesle,
Varmalıyız hedefe!


Ferden üzülsek bile,
Birlikte coşmalıyız...
Devlet millet el ele,
Zafere koşmalıyız!

(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



Temel, adamın birinin kendisini iskeleden denize attığını görmüş...
Hemen ardından atlamış, adamı boğuşa boğuşa karaya çıkarmış...
Adam “Yaşamak istemiyorum... Beni niye kurtardın” diye bağırıp çağırmış...
Temel’in elinden kurtulmuş ve gene denize atlamış... Temel de peşinden...
Biraz boğuşmuşlar, ve güçlü kuvvetli Temel adamı bir kez daha karaya çıkarmayı başarmış...
Adam sahilde yürümüş, orada bir ağaç bulmuş... Dalına kendini asmış...
İki saat sonra karakolda komiser Temel’in ifadesini alıyormuş;
-O buz gibi havada iki kez denize dalıp adamı sen kurtardın değil mi?...
“-Evet amirim...”
-Peki adam kendini astığında niye gidip ipi kesmedin de, oturup rüzgarda sallanmasını seyrettin?...
“-Ben zavallı adamın, kendini kuruttuğunu düşünmüştüm amirim...”

Söz der ki;
“-Kendini zirvede gör, ama kimseyi kendinden aşağı görme...”
(...Asansörü çağırırken ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)

bizimkiler...
(...Talip’le girilen güncel diyaloglar)
ARKADAŞLAR: Doğum yaparken ölmüştü...
TALİP: Babası mı?...
...
ARKADAŞLAR: A Takımı diye bir dizi vardı, ne günlerdi be?...
TALİP: Savaş Ay’ın filmi de mi var?...
...
ARKADAŞLAR: Bu bilgisayarın ekranı karardı yine?...
TALİP: Toneri bitmiştir...
...
ARKADAŞLAR: Bu transfer pahalı biraz, 500 bin avroya geliyor...
TALİP: Hayır canım, ne avrosu, 500 bin yuro...

hayata dair...
Hepimiz bir sürü parçadan oluşuruz ve bu parçalar kendilerini ifade etmek için çırpınır...
Bizler yalnızca varılan son uzlaşmadan sorumlu tutulabiliriz, her parçanın sahip olduğu karmaşık dürtülerinden değil...
...
Kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız...
Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan başka birine sevgisini verebilir; yalnızca o zaman o insan bir başkasının büyümesi ve gelişmesiyle ilgilenebilir...
...
Kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur?...
Yalnızca sığ zihinli olanlar yani sıradan insanlar ve çocuklar...
...
Size düşen ödev kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemim yollarını aramak değil...
...
Kendinden hoşlanmayan pek çok insan gördüm; bunlar önce başkalarını kendileri hakkında iyi düşünmelerini sağlarlar...
...
Bunu başarınca da bu sefer kendileri de kendileri hakkında iyi düşünmeye başlarlar...
Ama bu sahte bir çözümdür; bu başkalarının otoritesinin altına girmeyi kabullenmektir...
(...Nietzsche)

iğ­ne­lik...

> DEFTER DÜRMEK

Gelsin seçim sandığı,
Gidip oy vereceğiz...
Yani geçim sandığı,
Harmanı dereceğiz!

Hesap sorma saati,
Eni boyu ölçülsün...
Altı kargılı parti,
Biraz daha küçülsün!

Mâdem tuttu inâdı,
Kilitler yolu tıkar...
Seçim işinin tadı,
Defter dürmekle çıkar!

> (...Sefa Koyuncu)

tuzaktan kumanda
(...NTV - Yorum Farkı)
EMRE KONGAR: Ben sizin araştırmacı ve gazeteci kimliğinize son derece saygı duyuyorum...
MEHMET BARLAS: Ben de sizin hocalık kimliğinize saygı duyuyorum...
EMRE KONGAR: Teşekkür ederim...
MEHMET BARLAS: Ama ben öğrenci değilim ve aynı dersi almaktan sıkıldım...


itiraf reyonu...
(...isim: ali taşdelen ...şehir: istanbul ...yaş: bilinmiyor)
Yaptığı alışverişin tutarını lira ve kuruş olarak duymaya alışamayan bir müşterimle uzun zamandır çekişiyoruz.
Ben lira ve kuruş olarak söylüyorum o anlamamakta direniyor biraz da kızıyor bana içinden...
En son gelişinde yaptığı alışverişin sekiz lira kırk kuruş olduğunu söyleyince demek ki artık dayanamadı ve “Sen de bir öğrenemedin şu milyonları” dedi.
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Söz Market



hayata dair...
Başarının asıl sırrı coşkudur...
Evet... Burada, heyecanı da aşan coşkudan söz ediyorum ben...
Çünkü coşkulu olduklarından başarı destanları yazabilirler...
Coşkuluysanız her engeli aşabilirsiniz...
Coşku, gözünüzdeki ışıltı, yürüyüşünüzdeki salınım, elinizin kavrayışı,
arzunuzun karşı konulmaz yükselişi ve yeni düşünceler üretme enerjinizdir...
Coşkulu kişiler büyük savaşçılardır...
Azimlidir ve sarsılmaz değerleri vardır...
Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar...
Coşku olduğunda başarı muhakkak gelir...
Coşkunun yokluğunda ise ancak mazeret vardır...
(...Walter Chrysler)

Te­mel’in ye­ri
Temel müthiş bir kar fırtınasında arabasıyla kaybolmuş...
Bir yandan yolu görmeye çalışırken, bir yandan da düşünüyormuş... Birden rahmetli babasının söyledikleri aklına gelmiş;
“-Yavrum Temel... Eğer bir gün kar fırtınasında kaybolursan, kar temizleme aracının gözükmesini bekle ve onu takip et...”
Bir süre sonra gerçekten de kar temizleme aracı uzakta belirmiş... Temel hemen peşine takılıp, takip etmeye başlamış...
Yaklaşık iki saat sonra kar temizleme aracının şoförü durmuş... Temel’in arabasının yanına gitmiş;
“-Ne yapmaya çalışıyorsun?... Neden beni izliyorsun?...”
-Kar fırtınasında yolumu kaybettim... Sizi takip ederek en yakın yerleşim birimine gitmek istiyorum... Babam bana bu nasihati vermişti...
“-Güzel... Ben bu marketin park sahasının temizlemesini bitirdim, yandakine gidiyorum... İsterseniz beni orada da izleyebilirsiniz...”

Söz Der ki;
“-Olmayanın üzerine yapılan hesap, olanı kaybetmeye mâlolur...”
(...Kriz için söylediği anahtar cümle... Adeta müthiş S.Ö.Z.leri)

bizimkiler...
Gece servisine son anda yetişir...
Ama o da ne, servistekiler neredeyse son seste, “Kalbime gömerim o zaman” şarkısını dinliyor...
Bir müddet servis şoförüne, bir müddet sağına soluna bakınıyor, tepki veren yok...
“Abi biraz kısar mısın” diyecek oluyor, tam o sırada şoför konuşuyor;
“-Birader, bakmayacak mısın telefonuna?...”
Serdar’dır o ve telefon konuşması bittikten sonra muhabbet, “Kardeşim bunun zil sesiyle sürekli oynuyor” diye devam edecektir...

itiraf reyonu...
(...isim: hüseyin akbal ...şehir: istanbul ...yaş: genç daha)
-Tombili Murat’ın maceraları - 1 -
Fotoğraftaki arkadaşım Murat, bir işi için İzmir’e gidecektir... Fakat bu onun ilk iş seyehatidir ve oldukça heyecanlıdır...
Patronu Yılmaz Abi; ona gerekli taktik ve bilgileri veriyor, neyin nasıl olması gerektiğini anlatıyor...
Leb demeden leblebiyi anlayan Murat, sürekli lafı kesiyor “Tamam tamam” diye...
Neyse herkesle vedalaşıp yola çıkıyor ve öğlen bir gibi dükkandan patronu arıyor...
“Abi buralarda öyle bir adres ve öyle bir firma yok”...
Patron “Olum nasıl olur” diyor ve Murat’a firmayı bir daha tarif ediyor...
“Tekrar sorayım” diyerek kapatıyor telefonu...
Bir müddet sonra yine arıyor, “Yok abi böyle bir adres...”
Patron kıllanıyor, “vardı-yoktu” tartışmaları uzuyor ve finalde anlaşılıyor ki Murat İzmir yerine İzmit’e gitmiş...
- bu macera bitmez -
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

iğ­ne­lik...

TAŞIYICI

Bu millete çektiren,
Çıkaran buhrânları...
Aslını inkâr eden,
Avrupa hayrânları!

Batı’ya gitmiş adam,
Bin türlü herze yemiş...
Derdi matmazel madam,
Nükleer getirmemiş!

Memleket üzerine,
İsyânları kaşımış...
Teknoloji yerine,
Ahlâksızlık taşımış!

(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



Magazin dergisinde kızının uygunsuz fotoğraflarını gören Temel, karısı Fadime’ye çıkışmış;
“-Senin yetiştireceğin kız ancak böyle olurdu...”
Fadime önüne atılan dergideki pozlara bakmış ve sormuş;
-Süper çıkmış... Nesi varmış kızımın?...
Temel iyice sinirlenmiş;
“-Nesi mi var?... Elindeki sigarayı görmedin mi?...”


Söz der ki;
“-İlk görüşte aşka inanmıyorum... Çünkü erkekler bir şeyin iyi olup olmadığını tek görüşte anlayamaz...”
(...Tavsiye isteyen arkadaşına
söylediği müthiş S.Ö.Z.leri...)


bizimkiler...
Serdar gazeteden haber okursa;
“-Karısına sinirlenen adam, eşini ve karnındaki çocuğunu kapıdışarı etti...”
***
Talip, Obama hakkında yorum yaparsa;
“-Baksana adamcağız dünyanın derdiyle nasıl uğraşacağım diye halsiz düşmüş... Yüzü bile düşünmekten bembeyaz kesilmiş...”
***
Turgay birini tarif ederse;
“-Kadın Adanalı dizisinde oynuyor... Yunan MİT’inde görevli bir ajan...”

hayata dair...
Bedenimizin ihtiyaçları o kadar az ki; bedenimizden acıyı uzak tutalım...
Kendimize yeni zevkler bulalım yeter... Doğamız bundan başka bir şey istemez...
Evimizin önünde, gecenin geç saatlerine kadar toplanmayan zengin sofrayı aydınlatan meşaleleriyle, altından genç adam heykelleri olmasa ne olur?...
Salonumuz gümüşlerle, altınlarla ışıl ışıl parlamasa, ud müziğinin yankılanacağı oymalı tavanlarımız olmasa ne olur?...
Oysa doğa bize ne lüksler sunar...
İnsanlar dostlarıyla birlikte bir dere kenarında, çimenlerin üstünde, koca bir ağacın gölgesi altında oturup neredeyse hiç para harcamadan hoş vakit geçirip rahatlayabilirler...
Hele de güneş parlıyorlarsa ve yılın o mevsiminde yeşil çimenlerin üstünde çiçekler açmışsa ne güzel... (...Lucretius)


iğ­ne­lik...

> SAVAŞ SUÇU

Savaş suçu makâmı,
Nâçizâne duyurum...
Kesmelisin ahkâmı,
Gazze’de feci durum!

Bu tâlihsiz insanlar,
Yaşadı büyük acı...
Şehîd edildi canlar,
Ağır ceza ilâcı!

İsrail kâtil tamam,
Kavgaysa iki uçlu...
Hamas mamas anlamam,
Bunların hepsi suçlu!

> (...Sefa Koyuncu)



bir film di­ya­lo­ğu!
-Beni hiç insan yerine koymuyor musun?
“-Hayır, kendimi koymuyorum...”
- Neden?
“-Kendime bir kez seni sevmek için izin verdiğimden...”
(...The Painted Veil filminden)



tuzaktan kumanda
(...STAR - Desti İzdivaç)
BAYAN KONUK: Beni taşıyabilecek misin?...
ALİ AMCA: Sırtıma mı pineceyisun?...
***
ESRA EROL: Nasıl olsun talibin Mustafa amca?
MUSTAFA AMCA: Göbekli olmasın da nasıl olursa olsun...
ESRA EROL: Buraya nasıl geldin?...
HIDIR AMCA: Camiye diye evden çıktım, buraya geldim...
***
ERKEK KONUK: Sonra taksici beni çiftetelliye götürdü...
ESRA EROL: Anladım İkitelli’ye gittiniz...




itiraf reyonu...
(...isim: metin gümüş ...şehir: istanbul ...yaş: on dokuz)
Babam; lacivert ceket, gri pantolon, kahverengi ayakkabı giymiş ve siyah kemer takmış...
İşte annemin bu kıyafete yorumu;
“-Toplama bilgisayar gibi olmuşsun bey!...”
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Söz Market



Karnesinde yığınla kırık olan küçük Temel, öğretmenini babası Dursun’a şikayet etmiş;
“-Ya baba öyle zor soruyor ki... Bildiğin gibi değil...”
Dursun da oğlunu yanına alıp, öğretmene gitmiş;
“-Bu çocuğa niye zor sorular soruyorsun hoca?...”
Öğretmen Temel’e dönmüş;
“-İki kere iki kaç eder?...”
Temel babasına dirsek vurmuş;
“-Bak baba görüyorsun... Yine başladı...”


Söz der ki;
“-Sokakta erkekliğin onda dokuzu kaçmak, evde mutluluğun onda dokuzu susmaktır...”
(...Hayatın sırrını avuçlara pay eder gibi söylediği müthiş S.Ö.Z.leri)


bir film di­ya­lo­ğu!
“-Dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir... Ne olduğunu bilmezsin, ama o ordadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi seni deli eder...”
(...The Matrix filminden)


Türkiye Çocuk...
Bizim jenerasyonda, Türkiye Çocuk’un tedrisatından geçmeyen yoktur...
Eve geldiğinde kardeşimle kapışmak zorunda kalmayan şanslı kişilerdendim...
Dile kolay, 27 yıllık arkadaş...
Eğlenceyi, bilgiyi, yarışmayı dokunarak, koklayarak yapardık...
Bence şimdiki teknoloji dostu, “Issız çocuklar”ın eksikliklerindendir bir dergi...
Bir dergi değil, bir arkadaştır o...
Bir yazar olarak değil, “Türkiye Çocuk’la büyümüş” nesilden biri olarak, bu dergiyi size tavsiye ediyorum...
Çocuğunuza güvenli bir arkadaş isterseniz; Türkiye Çocuk’un 2009 abone kampanyasına katılın...
> (...www.turkiyecocuk.com.tr - 0212 454 25 17 - 0212 454 20 00
e-mail: bilgi@turkiyecocuk.com.tr)


iğ­ne­lik...

> JESTE BAK
Pas geçildi hayretle,
İsrail’in restine...
Bakar mısın ibretle,
Obama’ya jestine!

Binden fazla ölü var,
Birkaç katı yaralı...
Anne baba yavrular,
Boy boy ceset sıralı!

Hedef yapmış bombaya,
Gazze’yi asmış kesmiş...
Jest imiş Obama’ya,
İsrail ateşkesmiş!

> (...Sefa Koyuncu)

tuzaktan kumanda
(...FOX TV - 50 Sarışın)
YARIŞMACI KIZ: Kriz var, sevgilimden ayrıldım...
MEHMET ALİ ERBİL: Neyini etkilemiş ki kriz?...
(...ATV - Dünya Bir Oyun Sahnesi)
NEBİL ÖZGENTÜRK: Neşe ile hüznü harmanlayan iyi bir işin altına imza atacağız. Cem hüznü de içinde barındıran biri...
CEM YILMAZ: Evet, aslında Hüznü Şenlendirici bir yanım var...
KADIN KONUK: 78 kiloyum ama son zamanda 7-8 kilo aldım...
ERKEK KONUK: Olsun, onu hallederiz...

itiraf reyonu...
(...isim: muharrem bektaş ...şehir: istanbul ...yaş: yirmi dört)
Bu da bir başka arkadaşımın salığı;
Kendi arabası diye aynı renk ve aynı markadan başka bir arabaya binmiş...
Anahtar uymayınca servisi aramış ve görevlileri beklemeye başlamış...
Tam bu sırada bindiği arabanın sahibi marketten dönmüş...
Neyse ki tatsızlık çıkmamış da, arkadaki arabaya binerek evinin yolunu tutmuş...
Haa; bizim Yavuz Abi...
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


bizimkiler...
(Bizimkiler’in servis muhabbetleri...)
EMİN BATIREL: Dün gece tam burada (Avcılar’da) adam minibüs ile bariyer arasına sıkışmış... Kafası kopup metrobüs yoluna düşmüş...
ERCAN YILDIZ: Ölmüş mü?
REVİRDEKİ DOKTOR: Sigara kullanıyor musun?... Kahve falan?...
SERDAR: Sigara az içiyorum... Kahveye de bazen gidiyorum...


Söz Market



İş adamı Temel’in uyku problemi varmış...
Doktoru “Kolay” demiş;
“-Her gece yatarken on bin koyun sayarsan mışıl mışıl uyursun...”
Ertesi gün telefonda;
“-Dediğini yaptım... On bin koyun saydım, sonra bunları kırktım, yünlerini iplik yaptım, kumaş dokudum, sonra da palto diktirdim...”
-Eee, sonra?...
“-Astarı nereden bulacağımı düşünmekten uyuyamadım...”


Söz der ki;
“-Yaptığın işi ne kadar az kişi anlıyorsa, o kadar büyük sanatçısın...”
?(...Oscar adayı “3 Maymun” filmini izledikten sonra ettiği müthiş S.Ö.Z.leri...)

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Yalnız kalmak istiyormuş ama döneceğini söyledi...”
-Ama inanmıyorsun değil mi?...
“-Birisi, ‘Yalnız kalmak istiyorum’ derse, terk edilmişsinizdir...”
(...The Night Listener filminden - Selin Sabit’in sayfasından)


bizimkiler...
SALİH ABİ: Adnan Abi; bu kadar hijyene gerek yok ki, her yer mikrop zaten...
ADNAN ABİ: Tabii canım, telefondan, klavyeden, her şeyden bulaşıyor.
SALİH ABİ: Herhalde... Bugün lokantaya gitsen, teleskopla bakmana bile gerek yok, gözle görürsün!..

hayata dair...
Babacığım;
-Her sabah daha hava aydınlanmadan kalktığın ve biz sıcacık yataklarımızda uyurken işe gittiğin için sana teşekkür ederim...
-İhtiyaç duyduğumda bana sarıldığın için sana teşekkür ederim.
-Katıldığım bütün etkinliklere geldiğin ve öteki çocukların babaları gibi beni utandıracak şeyler yapmadığın için sana teşekkür ederim.
-Annemi bütün kalbinle sevdiğin için sana teşekkür ederim.
-Korktuğum zamanlarda beni tren istasyonundan aldığın için sana teşekkür ederim.
-İlk arabamı almama yardım ettiğin için teşekkür ederim.
-Birinci sınıfta kâğıttan yaptığım o çirkin kravatı taktığın için sana teşekkür ederim.
-Benim için dua ettiğin için sana teşekkür ederim.
-”Lütfen” ya da “Teşekkür ederim” demenin hiçbir zaman yersiz olmadığını bana öğrettiğin için sana teşekkür ederim.
-Benden daha şanssız olanlara karşı cömert davranmayı bana öğrettiğin için sana teşekkür ederim.
-Kahramanım olduğun için sana teşekkür ederim. (...James Rukay)


iğ­ne­lik...

> PABUÇ KRİZİ

Sezer-Ecevit gizi,
Kitapçıklıydı lokal...
Bush el Zeydî krizi,
Pabuçlu ve global!

Sezer Ecevit’e bir,
Anayasa fırlattı...
Tersine döndü devir,
Piyasalar yan yattı!

Bush’a Iraklı Zeydî,
Pabuçlarını attı...
Görülmedik hamleydi,
Dünya krize battı!

> (...Sefa Koyuncu)


tuzaktan kumanda
(...STAR - Ana Haber)
MUHABİR: Hadise’nin şovunda giydiği kıyafeti nasıl buldunuz?...
HADİSE’NİN DAYISI: Hemen annesine telefon ettim, ‘Ya pantolonu yok mu bu kızın, yırtık pantolon giymiş’ dedim...
MUHABİR: Evet Uğur Dündar, Hadise’nin köylüleri, Eurovision gecesi köy meydanında toplanıp hep birlikte kızlarını izleyecekler.
UĞUR DÜNDAR: Hadise’ye önce bir pantolon gönderelim de yırtık pantolon ile dolaşmaktan kurtulsun...


itiraf reyonu...
(...isim: tuğba serik ...şehir: ankara ...yaş: yirmi iki)
Abi bir arkadaşım yolladı, ziyan olmasın diye sana gönderiyorum;
Gece, geçirdiği trafik kazası sebebiyle acile getirilen hastanın yakınları odaya doluşmuşlar...
Kontrole gelen doktor hemşirelere dönerek, “Hastayı gözleme alın” deyip odadan çıkıyor...
Peşinden bütün hasta yakınları da odayı boşaltıyor...
Hastayla ilgilenmeye başlıyoruz. Aradan on beş dakika geçiyor, odanın kapısı aralanıyor...
Hasta yakınlarından biri elinde sıcacık bir gözlemeyle odaya girip usulca hemşireye yaklaşıyor:
“-Doktor bey gözleme alın dediydi, bunu nereye bırakayım?... Siz mi yedirirsiniz anası mı gelip yedirsin?...”
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


Söz Market



tuzaktan kumanda
(...SHOW TV - Ana Haber)
GÖRÜNTÜ: Muhabir Eurovision’da ülkemizi temsil edecek Hadise’nin baba ocağında...
ANONS: Hadise’nin temelleri işte bu evde atıldı!...

Geldi Texas’tan gitti Texas’a
Ne diyordu şair Abdülhak Hamit Tarhan;
Eyvah ne yer ne yar kaldı
Gönlüm dolu ah u zar kaldı
Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden
Ben gittim o haksar kaldı
Bir köşede tarumar kaldı
Baki o enisi dilden eyvah
Beyrut’ta bir mezar kaldı
...
Bush’un helikopterle Texas’a dönmesinden sonra bu dizeler aklıma geldi.
Ve... Şunları mırıldanmadan edemedim.
Eyvah ne Afganistan kaldı, ne Irak
İnsanlık, dünyaya bu kadar mı ırak
Şimdi burada Beyaz Saray’da idi
Geldi Texas’tan gitti yine Texas’a
O gitti, Barack Huseyin Obama kaldı.
Dünya tarumar olmuştu
Bush’un yaptıklarından eyvah
Afganistan’da, Irak’ta mezarlar kaldı.
Bir de fırlatılan ayakkabı.
(...Mustafa Koç-Okur/Yazar)

Te­mel’in ye­ri
Temel’le Dursun demiş ki: “Âlem şair olmuş, bir tane de biz yazalım...”
Temel başlamış;
“Bolu, Mengen Gerede... Hamsi oynar derede...
Benim sevgilim nereye gitmiş olabilir ki?...”
Dursun bakmış, “Olmadı” demiş...
-Niye olmadı?...
“-Hamsinin derede ne işi var canım?...”

Söz der ki;
“-Daha önemli şeyler varken çalışmak tembelliktir...”
(...Fotoğraftaki ‘Modern Zamanlar’ konusunda ettiği müthiş ve anlamlı S.Ö.Z.leri...)

bizimkiler...
(...Bizimkiler’in günlük diyalogları)
HALİS ABİ: İstanbul’un taşı toprağı altın...
AHMET ABİ: O da bir şey mi; benim memleketim Ankara’nın taşı toprağı silah...
***
SERDAR: Abi üzerimde acayip bir halsizlik var, böyle bayılacak gibi oluyorum?...
EMİN: Ne yani, Ergenekon sanığı mısın sen?...
***
CAHİT: Önce Kurtlar Vadisi oynadı, sonra Ergenekon ortaya çıktı...
ALİ: Hep öyle oluyor... Önce Kemal Sunal vardı, sonra Hakan Şükür çıktı...

hayata dair...
Bundan çok zaman önce mutsuz bir kral varmış...
Ne yapsa, ne etse mutlu olamıyormuş...
Derken ülkenin en bilge kişisini huzura çağırtıp mutluluğun formülünü sormuş.
Bilge;
“-Sevgili kralım... Mutsuzluktan kurtulmanın biricik yolu mutlu bir adamın gömleğini giymektir” demiş.
Bunun üzerine ülkenin dört bir yanına adamlar gönderilmiş...
Adamlar aramışlar taramışlar fakat mutlu birine rastlamamışlar...
Herkes bir şeylerden yakınıyormuş... Çaresiz saraya dönmeye karar vermişler...
O esnada bir evin önünden geçiyorlarmış...
İçeriden birinin duasını duymuşlar;
“-Allahım... Sana şükürler olsun... Bugüne dek senden ne istediysem verdin. Ben mutlu olmayayım da kim olsun?...”
Bunun üzerine hemen içeri dalmışlar.
Fakat içeri girince bir de ne görsünler, adamın sırtında bir gömlek bile yok...
Ey dost... Sen de mutluluk gömleğinin nerede olduğunu soruyorsun öyle değil mi?...
Belki de çıplak adamın sırtındadır...
Kim bilir?...
(...Chartier Alain)

iğ­ne­lik...

TÜRK KIBRIS

Kıbrıs’ta Rum niyeti,
Açıkça Türk’ü yutmak...
Boş eşitlik gayreti,
Lâfla gönül avutmak!

Pis Makarios’tan beri,
Atıldı mı bir adım...
Ne ileri ne geri,
Bense ihtiyârladım!

Gereken iş yepyeni,
Diplomatik bir atak...
Kıbrıs Türk Devleti’ni,
Resmiyette tanıtmak!
(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



Komutan, paraşütle helikopterden atlayacak askerlere talimat vermiş;
“-Atladıktan sonra 10’a kadar sayın ve pimi çekin...”
Kekeme Temel yere çakıldıktan sonra saymaya devam etmiş;
“-Se-se-sekiz... Do-do-dokuz...”


söz der ki;
“-Aşk, başkası için yıktığın kalenin altında kalmaktır...”
(...’Yürü be’ dedirten müthiş S.Ö.Z.leri)


bir film di­ya­lo­ğu!
Her şey olabilir insan. Ama sevgisi yoksa koca bir hiçtir...
Sevgi sabırlıdır. Sevgi naziktir. Sevgi kıskanmaz. Kendini övmez, kibirlenmez...
O her zaman korur. Her zaman unutur. Her zaman umut eder.
Her zaman azimlidir. Sevgi asla başarısız olmaz...
(...Kaçıklık Diploması filminden)

bizimkiler...
İhsan Altıkardeş’in 3 aylık oğlu tuvaletini yapamayıp 2 gece uyumayınca sürekli hanımını arayıp durumu sorar.
Bürodan Refik Fidan ise , “Ne güzel altını pisletmiyor, hem temiz çocuk, ekonomik krizi düşünüp bez masrafından kaçınıyor” şeklinde yorumda bulunur.
Olaya daha farklı bir gözle
bakan İhsan Altıkardeş’in eşi ise, “Bence bunlar İhsan’ın işi. Bu çocuğa akıl veriyor, tasarruf ettiriyor” der.

itiraf reyonu...
(...murat ...şehir: eskişehir ...yaş: yirmi üç)
Bir PVC şirketinde usta olarak çalışıyorum...
Geçtiğimiz ay pazartesi günü stresiyle işe gittik, çıraklar kullandığımız takımlardan bazılarını kaybetmiş...
Bunu duyan patron yanımıza geldi; verdi, veriştirdi...
O anda şirketimizin muzip ustası daha gelmemişti... Bizler fırçadan sonra dışarı çıktık o sırada ustamız geldi, şimdi patron ona da patlar diye baktık...
Patron “Yatak sıcak geldi galiba Raşit” dedi...
Raşit Usta, “Yok kanka banyoda uyuya kalmışım” dedi ve kahkahalar ister istemez havalarda uçuştu...
İlk defa bir patronun işçisi karşısında şaşkın şaşkın baktığını gördüm...
Ve zavallı adamcağız hiçbir şey demeden odasına çekildi...
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

tuzaktan kumanda
(...STAR - Desti İzdivaç)
TALİPLİSİ: Sen karizmatik misin İbrahim Bey?...
İBRAHİM AMCA: Hayır ben emekliyim...
***
(...KANAL D - Beyaz Show)
KONUĞU: Krizden dolayı senin programın da 15 günde bir yayınlanacak?...
BEYAZIT ÖZTÜRK: Kriz bizi teğet geçmedi, çapraz girdi valla...
***
(...STAR - Desti İzdivaç)
TALİPLİSİ: Romantik biri misindir?...
RECEP AMCA: Ondan anlamam... Benim eşim dinamik olmalı...


*İğnelik...

> ELİ MAHKÛM

Ne tuttu ne bıraktı,
Türkiye’de bir eli...
Yeşil ışığı yaktı,
Sonra koydu engeli!

Bir gel bir gelme diyor,
Anlaşılmaz kahırla...
Belli ki nâz ediyor,
Bekliyoruz sabırla!

Zirvesinde rampanın,
Zordur demesi yokum...
Köhnemiş Avrupa’nın,
Türklere eli mahkûm!
> (...Sefa Koyuncu)


hayata dair...
İnsanoğlu çok gariptir...
...
“Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler;
Ne var ki çocukluklarını özlerler...
...
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler;
Ama sağlıklarını geri almak için para öderler...
...
Yarından endişe ederken bugünü unuturlar;
Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar...
...
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar;
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...
(...Eflatun)


Söz Market



Behçet abi bu hafta, “Memleketten Haber Var” yazı dizisi için Samsun’a gidip geldi...
Gazeteye yazmadan önce arkadaşlarla sohbet ederken yörenin yemek kültüründen bahsediyordu...
En meşhur tatlısının, “Kocakarı Gerdanı” olduğunu söyleyince Talip hemen atıldı:
“-Abi üstü kırış kırış olduğu için mi bu adı almış?...”
***
İrfan Abi’nin “İz Bırakanlar” sayfasında bu hafta rahmetli Yalçın Abi vardı...
Bilgehan yaş itibariyle yetişemediği için gazetede, “Başyazar” olarak görünce hayretini gizleyemedi;
“-Aaa... Yalçın Bey bizde mi yazmaya başladı?...”

Söz der ki;
“-Evliliğin ömrü; ‘Kendini çok yoruyorsun’ ile ‘Akşama kadar ne yapıyorsun ki’ arasındaki saçma süreçtir...”
(...En kral aşkın üç yılda biteceğini kafalara sokmaya çılışırken söylediği müthiş S.Ö.Z.leri...)


iğ­ne­lik...

> ESKİ TAS
Bunlar insan kasabı,
Hikâye barış-savaş...
Filistin’de hesâbı,
Kim verecek arkadaş?...

Bilançoya gelelim;
Kurban binler oyunda...
Söyleyin de bilelim,
Nedir kârınız bunda?...

Birbirine karışmış,
BM-İsrail-Hamas...
Ateşkesmiş barışmış,
Eski hamam eski tas!
(...Sefa Koyuncu)

ayaküstü...
Bizim CC’de dönen “Boykot” muhabbetinin en güzel yerini aktarıyorum size;
Amerikan askerleri Irak’ta Hummer’ın arkasına kurdukları makineliyle otobanda bilgisayar oyunu oynar gibi, rastgele arabaları vurup insanları öldürüyorlardı...
Tanklarıyla sokaklarda araba ezmece oynuyorlardı...
Kontrol noktasında kafadan vurdukları adamların parçalanmış beyinlerinin fotoğraflarını forum sitelerinde yayınlayıp, altına iğrenç yorumlar yazıyorlardı...
Bunların hepsi görüntülü ve sesli olarak umuma açık yayınlardı...
Eğer bu Marlboro içmeme tepkisi insani ve vicdani bir tepkiyse, Amerikalılar Kızılderililer’e soykırım uyguladıklarından beri gösterilmeliydi...
Yaşım çok değil ama kaç tane boykot gördüm... Ne oldu, eski yaralı vicdanlar kabuk mu bağladı?...
Yoksa bu popülist, gündem odaklı bir tepki mi?...
Kaç gündür radyoda Bedirhan’ın “Gazze” üzerine şiirini duyuyorum...
Ne çabuk hislendi, yazdı da stüdyoya girip okudu anlamadım...
“Televizyonda çok acıklı sahneler seyrettim, hemen tepki göstermeliyim” diyenlerin bir ay Sturbucks yerine Kahve Dünyası’na gitmesinden öteye gidemeyen bir durum gibi geliyor bana bu boykot hikâyesi...
Olacaksa tepki bir hayat şekli olmalı...
Topyekûn kültürümüz asimile olurken ne tarafa bakıyorduk?...
İki yerli kola içince bir ayran mı sayılıyor?...

Te­mel’in ye­ri
Salona film başladıktan sonra giren Temel;
6. His filminin oynadığını öğrenince üzülmüş;
“-Üfff... Amma da geç kalmışız...”
...
Hostes, ilk defa uçağa binen Temel’e kulakları uğuldamasın diye sakız vermiş...
Uçak alana inince Temel kulaklarından sakızı çıkarmış...
...
Denizaltı kaçıran Temel; rehinelerin canını bağışlamak için polise şartları söylemiş;
“-50 bin lira ve bir paraşüt istiyorum...”


tuzaktan kumanda
(...STAR - Desti İzdivaç)
ESRA EROL: Buraya gelmeden önce ailenize danıştınız mı?
ALİ AMCA: Buraya kelmadan önce mezarliğa cidip karidan izin aldum...
...
ESRA EROL: Nasıl bir eş arıyorsunuz?...
MEHMET BEY: 1.60 boylarında sarışın görünümlü esmer bir bayanla evlenmek istiyorum...

hayata dair...
Her şeyi paylaş, hak yeme, kimseyi vurma...
Aldığını yerine koy...
Kendi dağıttığını topla,
Sana ait olmayan şeyleri alma...
Birini incitince özür dile...
Yemekten önce ellerini yıka...
Değerli bir hayat sür...
Her gün biraz öğren, biraz düşün,
biraz resim yap, biraz şarkı söyleyip, biraz çalış...
Her gün öğleden sonra biraz uyu...
Dünyaya çıktığında trafiğe dikkat et...
El ele tutuş, bir arada ol...
Mükemmelliğin farkına var...
Ufacık cam kaptaki o minik tohumu düşün...
Kökleri aşağıya, gövdesi yukarıya uzuyor...
Kimse bunun nasıl ve neden olduğunu bilmiyor...
Japon balıkları da, beyaz fareler de,
Hatta cam kaptaki minik tohum da...
Hepsi ölüyor... Biz de öyle...
(...Robert Fulglum

Söz Market



(...ATV - Mavi Şeker)
ECE ERKEN: Evlilik mi, birlikte yaşamak mı?...
EGE: Önce beraber yaşamak, sonra evlilik... Araba alırken bile test sürüşü yapıyorsunuz...

itiraf reyonu...
(...isim: ali taşdelen ...şehir: istanbul ...yaş: bilinmiyor)

Yaklaşık bir ay önce sigarayı bırakmak için yola çıkan arkadaşım Hacı;
Bu geçen süre içerisinde “Eşim patlıcan yemeği yapmaktan, ben de yemekten bıktım” dedi.
Meğerse nikotin açığını patlıcanla kapatıyormuş...
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Temel Ankara’dan trenle İstanbul’a gelmiş... Sapsarı ve bitap bir halde trenden inince onu karşılayan Dursun sebebini sormuş...
“Trende ters oturdum da beni tutuyo...”
-Karşında oturandan rica etseydin, yer değiştirseydiniz...
“-Benim de aklıma geldi... Ama karşımda kimse yoktu...”

Söz Der ki;
“-Katliama sessiz kalmak, mâsumları ikinci kez öldürmektir...”
(...İnsanlıktan umudunu iyice keserken ettiği müthiş S.Ö.Z.leri...)

bizimkiler...
Talip bilgisayardan okul için önemli bir çıktı alacak...
Fatih’in bilgisayarından sözkonusu sayfayı düzenlerler tam kağıda basacakları sırada, “Bir dakika” der Talip:
“-Senin ekranda çizik var... Ömer Faruk’a yolla o versin kağıt çıkışını...”

bir film di­ya­lo­ğu!

“-İster bir tutam kum olsun, ister kaya; suda her ikisi de aynı şekilde batar...”
(...İhtiyar Delikanlı filminden)


kadınlar&erkekler
Herkesin bir hobisi var diye; ben de evlilik davetiyesi biriktiriyorum...
Dün onların içine yenisini atarken şöyle bir baktım da; daha dün gibiydi Aslı ile Hakan’ın düğünü...
Şimdi biri okula giden iki çocuğu var...
Davetiyedeki yazı şimdi daha komik tabii... Şöyle çağırmış bizi düğününe;
...
Artık benim de kocam olacak!
Yani fular taksam yakışacak.
Ellerime bakan erkekler hayal kırıklığına uğrayacak.
Hamilelik izni alabileceğim.
Baktık beceremedim, evimin kadınıyım diyebileceğim.
Sağlık sigortasında ailece indirime tabii olabileceğim.
Çok paraya ihtiyacım olursa boşanma tercihimi kullanabileceğim.
Birlikte yaşamak uğruna ucuz evlerde oturacağıma ailelerin katkısıyla kırmızı deri doltuklu bir eve geçeceğim.
Ve 9 senedir “Ayrılsak da hayatıma baksam” dediğim adamla severek ve onu gerçekten isteyerek “Birlikte hayatımı yaşayacağım”...
Beni ilk ve son kez cici kız olarak görmek isteyen varsa aranızda beklerim, bu komik anları sizinle paylaşmayı dilerim.


iğ­ne­lik...

>> ÇUVALA SIĞMAZ

Çetrefil bir hâl aldı,
Ergenekon dosyası...
Kepçe derine daldı,
Yüze çıktı foyası!

Dehşetteki derece,
Ürpertiyor herkesi...
Çözülüyor bilmece,
Derinlerde şifresi!

Milletten yana olan,
Gizli top tüfek yığmaz...
Deliniverir yalan,
Mızrak çuvala sığmaz!
> (...Sefa Koyuncu)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...HABERTÜRK - Teke Tek)
FATİH ALTAYLI: Bir izleyici; ‘Kemal Bey, dürüstlükten bahsediyor, neden 13 yaşındaki oğlunu sigorta yaptırmış’ diye soruyor...
KEMAL KILIÇDAR-OĞLU: Oğlum bateri almak istiyordu, inat etti, ‘ben çalışır alırım’ diye... Bir arkadaşım onu işe aldı ve ufak tefek işlerde çalıştı...
(...STAR - Keyf-i Sibel)
SİBEL TURNAGÖL: Sanki insanlar yavan bir hayat sürüyor, buna katılıyor musunuz?...
EROL GÜNAYDIN: Hiciv, espri ve mizah toplumu düzeltir... Mizah bitti, biz de bittik... Paldır küldür bir hayat başladı...

itiraf reyonu...
(...isim: tevhide adanur ...şehir: bilinmiyor ...yaş: hiç bilinmiyor)
Almanya’da yaşayan kuzenim Frankfurt’ta vahşi hayvanların da bulunduğu hayvanat bahçesini gezmeye gitmiş...
Aslan kafesinin yanında bir kapı görmüş, kapının üzerinde “Burada dünyanın en vahşi hayvanı var lütfen kapıyı dikkatli ve yavaşça açın” yazıyormuş...
Kuzenim merakla ve heyecanla kapıyı yavaşça açmış ama oda boşmuş, karşı duvarda boydan boya ayna varmış ve kuzenim aynada kendi yansımasını görmüş.
Birkaç yıldır dünyada gördüklerimiz beni Almanlara katılmaya mecbur bırakıyor.

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Temel ve Dursun müthiş derecede tembelmiş... Ağaç gölgesi altında sabahtan akşama kadar oturuyorlarmış...
Temel, “Bir değişiklik yapalım... Sen buraya gel, ben de oraya geçeyim” teklifinde bulunmuş. Binbir zahmetten ve saatler süren çabalardan sonra yer değiştirmişler.
Temel değerlendirme yapmış:
“-Gördün mü Dursun... İnsanoğlu kuş misali... Az önce neredeydik, şimdi neredeyiz...”

Söz der ki;
“-Sofradaki bir kişi ve iki tabak en büyük hüzün, iki kişi bir tabak en büyük mutluluktur...”
(...Kriz günleri, müthiş S.Ö.Z.leri...)

bizimkiler...
Hasan bir fotoğraf yollamış, öğretmen talebelerine şöyle ders veriyor
“Bakın çocuklar; canlılar ikiye ayrılır: Normal canlılar ve Erzincanlılar...”
Ve arkası geliyor;
İSMAİL ARICAN: Canlılar üçe ayrılır; Arıcanlılar...
MUSTAFA KOÇ: Unutma... Bir de Patlıcan var...
HASAN BİRPINAR: Azerbaycanlılar...
ÖMER SÖZTUTAN: E Ankara’da var; Sincanlılar...
MUSTAFA KOÇ: Tahtakale’de Mercanlılar...
Olaylar gelişir...

bir film di­ya­lo­ğu!
-Coğrafi nedenlerden dolayı onu unutmamı isteyemezsin?...
“-Yakınındaki biriyle gerçek birliktelik, uzaktaki hayal birliktelikten iyidir...”
(...Aşk ve Diğer Felaketler filminden)

hayata dair...
Bak!... Gökte yay gibi uçan şu turnalara,
Uçarlarken bir hayattan bir başkasına,
Bulutlar da birlikte gidiyor onlarla...
Bulut ve turnalar; ikisi de aynı yükseklik ve aynı telaş içinde...
Yerlerinde duramadan...
Yan yana, kısacık uçtukları o güzel göğü ikiye bölüyorlar...
Her biri öbürünün salınışından başka bir şey görmeden,
Aynı rüzgarı duyuyor...
Şimdi yan yana yatan bu çifti,
Rüzgar boşlukta öylece sürükleyebilir...
Bu uyum bozulmadıkça,
Uzun süre kimse onları ayıramaz...
Yağmurlardan ve kurşunların vızıldadığı,
Her yerden uzaklaşabilirler...
Güneşin ve ayın altında küçücük hareketlerle,
Birbirlerine sevdalı, uçarlar sonsuza...
Hey sizler, nereye? -Hiçbir yere... -Nereden?... -Her yerden...
Soruyorsunuz, ne zamandır birliktesiniz?...
Çok olmadı... -Ne zaman ayrılacaksınız?... -Hemen...
İşte böyle bir anlık birlikteliktir, sevenler için sevda...
(...Bertold Brecht)

iğ­ne­lik...

KİRLİ DEĞNEK

Don Kişot’un telâşı,
Anlaşılır cins değil...
Yine bakıyor şaşı,
Fareyi görüyor fil!

Ergenekon işinde,
Geziniyor parmağı...
Bölücünün peşinde,
Darbecinin yamağı!

Bekleniyor sonucu,
Savcı ince eliyor...
Yoksa değneğin ucu,
Sana mı yöneliyor?

(...Sefa Koyuncu)


Söz Market



Temel bir mezarın önünde diz çökmüş, bir yandan toprağa çiçek koyuyor, bir yandan da hıçkıra hıçkıra ağlıyormuş...
“-Aaah ah... Neden bizi bırakıp gittin... Neden... Neden....”
Bu durum o sırada annesinin mezarına çiçek koyan bir başka adamın dikkatini çekmiş...
-Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın, ama çok etkilendim. Hiç böyle acı çeken birini görmemiştim... Burada yatan eşiniz veya aileden biri mi?...
“-Hayır... Karımın benden önceki kocası...”

hayata dair...
Tüm benliğimde temizlik yaptım bugün...
Kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı temizledim...
En küçük yerlerine, kıvrımlarına girmiş, sinmiş bütün pislikleri attım...
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce... İçimde ne kadar da büyük bir yer kaplıyorlarmış...
Onların yerine bağışlamayı yerleştirdim özenle..
Titizlikle her kırgınlığın üzerine ektim bağışlamanın tohumlarını...
Bağışlamayı ekerken, tekrar kırılmaktan korkuyordum belki...
Kıskançlığımı çıkardım... Meğer ben ne az kıskançmışım... Çok kolay oldu...
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde... Nasıl temizlerdim bilmiyorum...
Sıra korkularıma gelmişti... Çıkarmaya bile korktum önce... Ne çok alışmışım onlarla yaşamaya...
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır anlayamadım... Her gün yeni yeni endişelerle beslenen yeni korkular birikmişti içimde...
Mutluluklarımı, umutlarımı ne de çok ertelemişim... O an bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekleseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim, her şeyden önce içimdeki sevginin ve gücün daha fazla farkında olsaydım böyle bir temizliğe gerek kalmazdı...
Çok zorlandım korkularımı temizlemekte... Birbirlerinin içine halkalar biçiminde girmişlerdi, kenetlenmişlerdi adeta...
Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim... Almadan vermeyi, sevilmeden sevmeyi, paylaşmayı ektim...
Çılgınlık ektim, doğallık, bağışlama ektim içime...
Aşk ektim her hücreme... Coşku, heyecan, sessizlik ektim...
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana... Kabullenme ektim... Baş eğme değil...
Olduğu gibi kabullenme...
(...Edward Morrison)

söz der ki;
“-Kredi kartından başka çaresi olmayan, kredi kartı kullanmasın...”
(...Ev ekonomisi üzerine ettiği tek doğru ama müthiş S.Ö.Z.leri)

bizimkiler...
Netgazete’den haberleri okuyoruz;
“-Karınıza sakın ‘kısa boylu’ demeyin, cezası 25 bin TL...”
...
Mehmet Y. Abi
“-Ohooo... Ben hepten kârdayım. Kaç defa söyledim, hiç para ödemedim...”
...
Mustafa Abi;
“-Bu habere göre ben alacaklıyım...”
...
Fatih;
“-Ben işimi sağlama alıp, uzun boylu biriyle evleneceğim...”
...
Serdar;
“-Bana böyle bir dava açılsa bir üst mahkemeye taşırım, oraya hiç uzanamaz...”

*İğnelik...

> BAKAR KÖR

Akıl almaz bir zulüm,
Soykırımdır aşikâr...
Filistin değil ölüm,
Arenası bu diyâr!

Filistinli kurbanlık,
İsrâil’e mi diyet...
Bu mudur ey insanlık,
Muâsır medeniyet?

Geldiğimiz seviye
Bakar körlükse eğer...
Teslimsek Yahudi’ye,
İnsanlık ölmüş meğer!
> (...Sefa Koyuncu)

itiraf reyonu...
> (...isim: yüksel ...şehir: bilinmiyor ...yaş: hiç bilinmiyor)
O zamanlar okula gidiyorum... Bir kış günü...
Okuldan gelir gelmez yatağa kendimi zor attım... Beynim o kadar yorulmuş ki; derin bir uykuya dalmışım...
Bir uyandım, hava alaca karanlık... Eyvah... Sabah olmuş, geç kalıyorum...
Kitapları kapıp attım kendimi sokağa... Fakat ben okula yaklaştıkça hava aydınlanması lazımken, kararıyordu...
Okula geldim ki kimse yok, bu arada hava da iyice karardı...
Bir vitrindeki saat gözüme ilişti, vakit daha yeni akşam olmuş...
Kitapları paltomun altına saklayıp utana utana geri dönmüştüm...
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Söz Market



Temel şantiyede çalışıyormuş... Bir gün aniden müfettiş teftişe gelmiş...
Temel’in yolunu çevirmiş;
-Neden arkadaşların iki torba taşırken, sen bir torba taşıyorsun?...
“-Onlar çok tembel... Benim gibi iki kere gidip gelmeye üşeniyorlar...”

Söz der ki;
“-Erkekler bir şeyin iyi olup olmadığını bir görüşte anlayamaz... O yüzden ilk görüşte aşka inanmıyorum...”
(...Tavsiye isteyen arkadaşına söylediği müthiş S.Ö.Z.leri...)

tuzaktan kumanda
(...NTV - Sade Vatandaş)
OKAN BAYÜLGEN: Bizim prodüktör basketbol izlemesi gerekirken, ‘Yemekteyiz’ programını izlediği için 10 yaşındaki çocuğunu doktora götürmeyi düşünüyor.
***
(...HABERTÜRK - Bu Gece)
ZEKİ ALASYA: Eskiden Metin’le parasız kalınca tahta kaşık boyayıp satmıştık... Satamadık ama satmaya teşebbüs ettik, elde kaldı kaşıklar...
***
(...HABERTÜRK - Kısa Devre)
YAVUZ SEÇKİN: Ben Mustafa Topaloğlu’nu, Mustafa Topaloğlu gibi işlettiğimi bilirim. Mustafa abiyi aradım, ‘Ben Mustafa Topaloğlu, kimsiniz’ dedim. ‘Ben Mustafa’ dedi...”



hayata dair...
Çocuklarımıza kendi dünyalarında önce sekizinci kat göklerdeki yıldızların ve devinimlerin bilimini öğretmek büyük saflıktır...
Herkesin şöyle düşünmesi gerekli:
Bizi para tutkusu, mevki tutkusu, saygısızlık, geri kafalılık içimizden yıkarken gidip de dünyanın dönüşüyle mi uğraşacağım?...
Çocuğa, daha akıllı ve daha iyi olmasına yarayacak şeyler öğrettikten sonra mantığın, fiziğin geometrinin ne olduğunu anlatırız...
Böylece kafası işlemeye başladıktan sonra seçeceği bilimin hakkından kolayca gelebilir...
(...Montaigne)

iğ­ne­lik...

> İHTİLÂLLER

İhtilâller insanın,
Fıtratına aykırı...
Daniskası isyanın,
Düzene başkaldırı!

Düzelir enikonu,
Yaşarsa hiyerarşi...
İhtilâllerin sonu,
Yeni baştan anarşi!

Zulümleri sarîh de,
İsyankâra tellâl çok...
İşin aslı tarihde,
Faydalı ihtilâl yok!
> Sefa Koyuncu

SÖZ’ün gelimi...
BM Genel Sekreteri, İsrail’in Gazze’deki saldırılarında kaydedilen ölü sayısının, tahammül edilemez bir sayıya çıktığını belirterek, vahşetin durdurulmasını istedi.
Oldu olacak sayı da verselerdi de öğrenseydik...
Kaç kişinin öldürülmesine tahammül edilebiliyor?...
Kaç kişi öldürülürse tahammül edilemez hale geliyor?...
İnsanlar arası barışı sağlamak için kurulan örgütün içine düştüğü duruma bakın...
Ey insanlık nerdesin?...
(...Mustafa Koç - Okur / Yazar)


bizimkiler
(...Gurbetteki Bizimkiler’den)
Antalya’dan uçakla gelecek yolcu bekliyoruz...
Frankfurt Havalimanı’nın sitesine girdik, iniş saatini öğrenmek için...
Almanca “Ankunft” gelen, “Abflug” giden uçaklar anlamında...
Bizim gibi Almanca’yı sonradan öğrenmeye çalışanlar, genellikle bunları birbirine
karıştırır...
Yüksel Abi müthiş bir formülle bu karışıklığa son verdi:
“-Bak şimdi; Abflug: “Ab”la başlıyor... Yani Abla... Ne demek, gidici... Öbürü: Ankunft, “An” ile başlıyor... Anne... Hiçbir zaman gitmez... Hep gelendir... Unutma...”


itiraf reyonu...
(...isim: lazım değil ...şehir: kastamonu ...yaş: bilinmiyor)
Okulumuzun duvarına kırmızı sprey boyayla bir arkadaşımızın ismi yazılmış...
Bütün gözler arkadaşın üstünde... Müdür arkadaşı yanına çağırttı; “Senin bu yaramazlıkların bitmeyecek mi” falan filan...
Arkadaş “Hocam ben yazmadım” dediyse de inandıramadı... Sonunda çocuğun tepesi attı ve dedi ki:
“-Hocam orda George Bush yazsaydı adam mı yazmış olacaktı?...”
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...NTV - Haydi Gel Bizimle Ol)
PINAR KÜR: Bence Nazım Hikmet için orası daha iyi... Mezarı orada kalsın...
MÜJDE AR: Niye kalacakmış canım?...
PINAR KÜR: Birçok büyük edebiyatçının mezarı orada, Tolstoy, Gogol falan...
MÜJDE AR: Sen de oraya göz koydun di mi?...

itiraf reyonu...
(...isim: bulut ...şehir: erzincan ...yaş: on sekiz)
Bir gün dükkanda bizim iş yerinde çalışan bir abiyle oturuyoruz...
Ama ben camdan dışarı bakıyorum, yoldan geçenleri izliyorum...
Bir baktım karşıdan güzel bir kız geliyor, hemen yanımdaki abiye dönüp, “Şöyle bir manitamız olmadı” diyorum...
O da cama yanaşıyor sözkonusu kıza bakmaya...
Bu arada kız da bizim dükkana giriyor, yanımdaki abiye “Merhaba baba” diyor...
Bunun üstüne ne itiraf olur, ne rezillik...
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Adam idamlık bir suç işlemiş... İdam edilmeden önce son arzusu sorulduğunda demiş ki;
“-Karadeniz’de Temel adında bir cellat var... En acısız ve çabuk o yapıyormuş... Kafamı onun kesmesini istiyorum...”
Araştırmışlar ve Temel’i bulup getirmişler... Adam kafasını koymuş, Temel kılıcı kaldırmış... Dakikalar geçmiş, adam sabırsızlıkla;
“-Eee... Hadi keseceksen kes...”
Temel kılıcını silerken;
“-Ben işimi bitirdim evlat... Ama sen sen ol sakın hapşırayım deme...”

Söz der ki;
“-Eğer kadın erkeğin bir suçunu unutmuşsa, o konuda kendinin daha büyük suçu vardır...”
(...Üzerine kafa yorunca çok da kötü olmayan müthiş S.Ö.Z.leri...)

bizimkiler...
Afrika seyahatinden dönen Osman, “Sarıkeçili” aşiretinden olmasıyla övünen Talip’e, çektiği resimleri gösteriyor...
Yanlarına yaklaşan Serdar soruyor:
“-Abi kim bu siyah adamlar?...”
Osman’dan önce Talip atlıyor:
“-Karakeçililer...”

bir film di­ya­lo­ğu!
-Bütün gün seni düşündüm...
“-Sahi mi?... Bense yine bütün günü seni düşünmemeye çalışarak geçirdim... Ama işe yaramadı...” (...Bir An İçin filminden)

hayata dair...
Eski zamanlarda yüce ruhlu olmak demek; ayrıntılarda özgür olmak demekti...
Şimdi yüce ruhlu olmak gevezelikle aynı şey sayılıyor...
...
Eskiden saygınlık demek, mesafeli olmak demekti...
Şimdiyse saygınlık iddialı olmak ve kimseyi adam yerine koymamakla bir tutuluyor...
...
Eski zamanlarda sadelik, akıllı insanların doğruluk yolunda olmasıydı...
Şimdi ise sadelik hilebazlık yapmak için maske olarak kullanılıyor...

Bizim ora
Buş ikinci oğlunu da prezident görmek isteyir
ABŞ-ın eks-prezidenti, ata Corc Buş beyan edir ki, o biri oğlunu da prezident görmek isteyir. “Fox News” telekanalına müsahibesinde Buş deyir ki, onun oğlu Corc Buşun prezidentliyinin uğursuz olduğu hagda fikirlerle razılaşmır,
“Menim oğlum Amerika üçün çohlu vacib işler gördü. Hesab etmirem ki, onun başa çatmagda olan prezidentliyi uğursuz olur”...
Ata Buşun sözlerine göre, onun ikinci oğlu Ceb de prezident olmag gabiliyyetindedir: “Men isterdim ki, o, ne vahtsa prezident ve ya senator olsun”...
(...Siyaset şöbesi
Yeni Müsavat Gazeti)

iğ­ne­lik...
HAKÎKAT
Dinle neyden ihlâsen,
Çün hikâyet etmede...
Tam İlmihâl esâsen,
Felâh için yetmede!

Lâf çok lâkin boş hepsi,
Yanlış eksik yarımdır...
Bu söz sana bir tepsi,
Baklava ikrâmımdır!

Şiddetli fırtınadan,
Korumak için evi...
En güvenilir liman,
Hakîkat Kitâbevi!
(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



tuzaktan kumanda
(...FOX TV - Elli Sarışın)
MEHMET ALİ ERBİL: Basketbol antrenörüne ne denir?...
SARIŞIN YARIŞMACI: Dayı...
MEHMET ALİ ERBİL: Endülüs hangi devletin bir kısmının Arapça adıdır?...
SARIŞIN YARIŞMACI: Zamanında Endonezya’da vardı...

itiraf reyonu...
(...isim: istihbarat ...şehir: gizli ...yaş: çok gizli)
Çevrenizde portakala “portala”, tramisuya “tsunami”, işkembe çorbasına “işkence çorbası”, imitasyona “animasyon” diyen...
İkiz çocuk görünce, “Bunlar büyüyünce de ikiz olacak mı” diye soran... Üçüzleri de “İkizler” diye adlandıran...
“Bizim köyde ölü öldüğü zaman” diye söze başlayan... “Falancanın erkek oğlu oldu” diye devam eden...
“Tıpkısının aynısının kopyası” gibi cümleler kurabilen insanlar varsa, siz erken yaşlanmazsınız.
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Temel’le Dursun balık ticareti yapıyormuş...
Bir dolandırıcı bunlardan hamsi almış, ama parasını ödememiş...
Kafa kafaya verip dertleşiyorlarmış...
Temel, meslektaşına sormuş;
“-Sen adama balığı kaçtan vermiştin?...”
-Ben 5 binden verdim...
“-Adam seni fena kazıklamış Dursun... Ben uyanıklık edip 7 binden vermiştim...”

Söz der ki;
“-Şimdiki kadınlar her yerlerini gösteriyor, yaşlarından başka...”
(...Zıvana sokağının başında ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)

bir film di­ya­lo­ğu!
-Saat ters işliyor?...
“-Onu bu şekilde ben yaptım... Belki savaşta kaybolanlar evlerine dönebilirler diye...”
(...Benjamin Button filminden)

hayata dair...
Çoktan çalmıştı saati acıların...
Sabahın o serin, ürperten çiyi
Alnımda donuvermişti,
O çiyler belki bu hüzünlerimin
Gözyaşlarımın işaretiydi.
Ettiğin yeminler bir bir bozuldu
Gölge düştü güvenilirliğine;
Paylaştığım yalnızca acı oldu
Senin adını işittiğimde...
...
Gizlice buluşmuştuk seninle...
Sessiz, hüzünlenirim şimdi
Çünkü ruhun aldattı ruhumu
Yüreğin unuttu yüreğimi.
Eğer bir gün, uzun yıllardan sonra
Karşılaşırsak ikimiz yine
Nasıl bakabilirim, nasıl sana
Sessizce ve gözyaşları içinde.
(...Lord Byron)

bizimkiler...
Bebek nöbetindeki İhsan Altıkardeş çocuğunu uyutmak için ayağında sallarken, koridordaki telsize kulak veren eşi heyecanla içeri girip “Tramvayda doğum varmış” diye söyler...
İhsan Altıkardeş de önce gece muhabirini, sonra bürodaki ekibi metroya yönlendirir...
Ancak ekipler metro istasyonunda ambulansı bulamazlar... Önce gece muhabiri ardından Refik Fidan 112’yi arayınca komuta merkezdeki hemşireler kendilerine fırça atar...
Bu sefer İhsan Altıkardeş 112’yi arayıp, “Tramvaydaki doğum yapan kadın hangi hastaneye sevk edildi” diye sorar...
112’nin nöbetçisi kahkahayı basar ve şöyle der;
“-İhsan Bey, tramvayda değil, başka bir adreste... O kelime travayda olacak. Tıbbi bir terimdir. Travay: Zamanında doğum demektir...”

iğ­ne­lik...

RUS GAZI
Çıktı Rus’un avâzı,
Görelim ne söyledi...
Aldı eline sazı,
Batı’yı heyheyledi!
Festival rotasında,
Kızıl Ordu’nun cazı...
Kışın tam ortasında,
Keserim dedi gazı!
Avrupalı kaşındı,
İple çekiyor yazı...
Çok köprüler aşındı,
Keskin Rus’un ikâzı!
(...Sefa Koyuncu)

Söz Market



Dursun hız delisi bir şoför...
Fakat arabası en fazla 120 kilometre hız yaptığından, trafik polisi Temel’in 130 yapan motosikleti onu sürekli yakalıyormuş...
Sürekli ceza ödemekten bıkmış ve arabanın motorunu 250 kilometre yapan bir motorla değiştirmiş...
120 kilometre hızla giderken aynadan bakmış, Temel motorla yaklaşıyor, basmış gaza 250 yaparak kaçmış...
Bu arada Dursun’un telefonu çalmış, eşinin doğum yapmak üzere hastaneye kaldırıldığını öğrenmiş...
Doğru hastaneye gitmiş... Hastaneden çıkarken bakmış trafik polisleri Temel’i sedyede hastaneye getiriyor...
Temel’e sormuş;
-Hayrola memur bey?...
“-Sen gaza basıp gidince, motorun durduğunu zannettim, aşağı indim...”


Söz Der ki;
“-Hepinizin hayatından çıkıyorum ve sizi yalnız bırakıyorum...”
(...Issız Adam filmini yorumlarken ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)

hayata dair...
- Sizin için mutluluğun ne anlama geldiğini bulun ve hedefinizi belirleyin.
- Kendinizi şımartın. En çok istediğiniz kıyafeti ya da aksesuarı alın.
- Sahip olduğunuz değerlerden hoşnut olun.
- Hata yaptığınızda kendinize kızmayın.
- Stresten uzak durun, gülümsemekten vazgeçmeyin.
- Karşılıksız aşktan vazgeçin. Bu sizi sadece mutsuz ve melankolik eder.
- Arkadaşlıklara önem verin. Kendinize sıkı bir dost edinin.
- Kendinize ulaşabileceğiniz bir hedef belirleyin.
...
Mutluluğun formülü bunlardır...
Bulutların üzerinde sürekli yüzmek mümkün değil, ama yine de kendinizle ve yaptığınız işle mutlu olmayı deneyebilirsiniz...
(...Heide-Marie Smolka)

bizimkiler...
(...Serdar’la yaşanan unutulmaz anlar)
Mahalle arkadaşı babasını kaybetmiştir... Haberi aldıktan 5 dakika sonra sözkonusu baba ile sokakta karşılaşır ve taziyelerini sunar;
“-Allah kavuştursun Hasan Amca...”
***
Yine aynı mahallede komşu kadın çocuğunu kaybetmiştir...
“Sen buralarda gördün mü” faslı bittikten sonra kadın uzaklaşmış, bir müddet sonra elinde çocukla ortaya çıkmıştır...
Kadın; “Arkadaşlarıyla uzaklaşmış” falan diye anlatırken, durumu yorumlamıştır;
“-Allah eşeği önce kaybettirip, sonra bulduruyor...”
***
Herkes bilir Yenibosna’daki Londra Camping tesislerini...
Halı sahasında maç yapacağız, Emin sesleniyor;
-Serdar şu Londra Camping’i arasana, salı günü müsait mi?...
“-Tamam abi... Kaçtı Londra’nın alan kodu?...”

iğ­ne­lik...
> TÜRK ASRI

Türk devletleri ağır,
Kuşatmanın altında...
Utanç duvarı sağır,
Ancak şafak yakında!

Huzûra hasret dünya,
Türk’le bulur dirliği...
Serde bin yıllık rüya;
Türk Devletler Birliği!

Liderlere bir alkış,
Engeli yarmak iştir...
Ergenekon’dan çıkış,
Türk asrına giriştir!
(...Sefa Koyuncu)

tuzaktan kumanda
(...NUMBERONE - Arkadaş Tv)
SUNUCU: Seni birkaç cümlede nasıl özetleyebiliriz?...
YARIŞMACI ADAM: Bende küçükten sarışınlık ve mavi gözlülük var...
***
(...HABERTÜRK - Bu Gece)
SABA TÜMER: Gündemi takip ediyor musunuz?...
ZEKİ ALASYA: Ediyorum ama yıllarca komedi oynamış, yıllarca absürd işler yapmış birisi olarak Ergenekon olayını dehşetle seyrediyorum...
***
(...FLASH - Desti İzdivaç)
SEMRA HANIM: Sizin hayalinizde nasıl bir bey var?...
EVLENECEK KADIN: Balık etli olabilir, fazla da kıllı olmasın...

itiraf reyonu...
(...isim: gizem naz ...şehir: ankara ...yaş: genç)

“Vali” gösterimde... Annem izlemek istiyor ve babama “Sinemaya gidelim” diyor...
Babamın cevabı kopuşumuzun başladığı an oluyor;
“-N’apcaz kış günü, yazın gideriz..”
(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)


Söz Market



bizimkiler...
Robot Ofisi holding binasının içindedir...
Onlar; kendilerine gelecek misafirler için 3 ana girişi olan plazayı şöyle tarif eder;
“-A Kapısı, B Kapısı ve Havalimanı Kapısı...”
Misafir gelir ve güvenlikten arkadaşımıza, “Havalimanı Kapısı nerede” diye sorar...
İsmi bende saklı arkadaşımız havalimanını tarif eder ve misafir dış hatlar gelişe kadar gider... Macera sürer...

itiraf reyonu...
(...isim: necati kahraman ...şehir: Ankara ...yaş: ondokuz)
Geçen akşam yengem, kuzen ve kardeşim TV’de Ferhat Göçer’in sunduğu “Biri Bana Gelsin” adlı programın fragmanını izliyoruz.
Kardeşim, “Bu hafta programa Rap’çı Ceza gelecek” dedi...
Ve akabinde yengemin bizi hem şaşırtıp hem güldüren şu yorumu geldi:
“-Bu program hangi sebepten dolayı ceza almış?...”

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Oğlu Dursun, askerden babası Temel’e mektup yazmış...
Babası bir müddet sonra cevap yollamış;
“-Oğlum Dursun... Yazdığını kimse okuyamadı... Gelince sen bize okursun...

tuzaktan kumanda
(...STAR - Desti İzdivaç)
ESRA EROL: Şimdi size bir telefon geldi, bakalım hattımızda kim var?...
EVLENECEK KADIN: Ben pek umutlu değilim ama, hayırlısı...
***
ESRA EROL: Siz nasıl bir kısmet arıyorsunuz, özellikleri falan?...
EVLENECEK KADIN: Saçı olsun, göbeği olmasın yeter bana...

söz der ki;
“-Her başarılı erkeğin arkasında, işine burnunu sokmayan bir kadın vardır...”
(...Söyledikten sonra inkar ettiği, ama onun tarzını yansıtan müthiş S.Ö.Z.leri...)

anne demek...
Ben hep derim; “Çocuk için orta halli bir anne, mükemmel bir babadan iyidir” diye...
Arkadaşımız Canan Eraslan’ın, “Belki işe yarar... Aslında buna en az 10 madde eklerim de... Neyse...” notuyla yolladığı “Anne olmanın ne demek olduğu” derleme;
...
-Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan, şenlik havasına bürünendir.
-Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.
-Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden kalkandır.
-Sabaha kadar kırk sefer uyanarak, sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.
-İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeklerinin yanına kıvrılıp saatlerce koklayandır.
-Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.
-Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.
-Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır.
-Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp, gözü kapalı geri dönendir.
-Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.
-Başka bir anneyi nerede görürse görsün “Seni çok iyi anlıyorum tatlım” bakışı atandır.
-Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu poşetlerle geri dönendir.
-Çantasında sürekli oyuncak kurbacık, ıslak mendil ve kraker taşıyandır.
-Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için endişelenmektir.
-Anne demek yüreğini parçalara bölüp, her bir parçayı özenle onlara sunmaktır.
-Anne demek 9 ay karnında taşımak değil, ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.

iğnelik

ÇORAP SÖKÜĞÜ

İplik çıktı pazara,
Uzuyor asıldıkça...
Renkleniyor manzara,
Portreler kasıldıkça!
Heyecanlı bir dizi,
Ucu nere varacak?..
Hâkim amcalar bizi,
Meraktan kurtaracak!
‘Ergenekon’ ekrandan,
İnletti yeri göğü...
Anlı şanlı destandan,
Çıktı çorap söküğü!

(...Sefa Koyuncu)


Söz Market



Temel pastaneye girmiş ve “T harfi şeklinde bir doğum günü pastası istiyorum” demiş...
Pastacı, “Öğleden sonraya yetiştiririz ama bunun için ekstra ücret ödemeniz gerekiyor” diye seçeneği sunmuş...
“Para problem değil” demiş Temel... Pastayı hazırlayıp kutuya koymuşlar ve Temel içeri girmiş... Pastayı görünce yaygarayı koparmış;
“-Bu ne biçim T harfi?... Biraz işlemeli bir şey yapamadınız mı?...”
Adam özür dilemiş ve “Kabul ederseniz ekstra bir ücretle akşama yetiştiririz” demiş...
Kabul etmiş ve akşam gelip pastayı görünce;
“Mutlu yıllar yazısı hiç hoş durmamış, yönünü değiştirebilir misiniz... Ücretini öderim...”
Kendisine verilen süre sonunda gelip bakmış pasta harika olmuş... Minnettar bir şekilde pastacıya teşekkür etmiş...
Adam da “Lütfen birkaç dakika bekleyin, pakete koyup, süsleyelim” demiş...
“Pakete koymanıza gerek yok” demiş Temel;
“-Bir çatal bıçak verirseniz yeter, burada yiyeceğim...”


söz der ki;
“-Hayatta neyi çok istersen, o seni terk eder... Hayatın kendisi de öyledir...”
(...Artık hayatı iyice makaraya sararken ettiği müthiş S.Ö.Z.leri)


tuzaktan kumanda
(...CNN TÜRK - Nası Yani)
BEYAZIT ÖZTÜRK: Adanalı’nın içinde bana selam söyle. Mesela kapışma sırasında ‘Beyaz Show ne zaman başlıyor’ falan diye. İyi olur valla!
OKTAY KAYNARCA: Hatta ben bir bölümde seni arabayla Beyaz Show’a yetiştireyim...
***
(...NTV - Haydi Gel Bizimle Ol)
ÇİĞDEM ANAD: Bu hafta yine Ergenekon konuşuldu.
MÜJDE AR: Biz edebimizle şu programı bitirelim. Çünkü dakika bir birisi içeriye giriyor. Fazla karıştırma bu Ergenekon mergenekon... ***
(...KANAL D - Küçük Kadınlar dizisi)
BADE: İki saattir peşimdesin...
KEMAL: Günahımı alıyorsun Bade’m...
BADE: Merak etme, sende o kadar çok var ki, eksikliğini hissetmezsin...

hayata dair...
-Bir kafanın bilgeliği bir de kalbin bilgeliği vardır...
-Bir kere beyefendi olan, her zaman beyefendidir...
-Dil, pek çok doğal olayları tarif edebilecek kadar güçlü değildir...
-Her şeyin yüzeysel bir bilgi olduğunu söylemek hiçbir şey bilmemek demektir...
-Hiç kimsenin kendisinden başka düşmanı yoktur...
-Kazalar en düzenli ailelerde bile meydana
gelir...
-Küçük şeyler hayatın toplamını meydana getirir...
-Sevgi ne birden var olur, ne birden yok olur...
(...Charles Dickens)

kadınlar&erkekler
Bir konuşma uzmanı, konusu üzerine bir bilgilendirme toplantısı düzenlemiş...
Konuşmasının bir yerinde şöyle bir şey söylemiş;
“-Haksız da olsa; bu durumda susan insan, hakim insandır...
Oysa, haklı olduğu halde susan bir insan...”
Adam dinleyicilerin içinden bağırmış;
“-Evli bir adamdır...”

itiraf reyonu...
(...isim: ali ...şehir: istanbul ...yaş: on dokuz)
Annem anneanneme götürmem için bir kaba yumurtaları sarıp hazırlıyor...
Hiç âdetim değildir, çöpleri almak ama o gün poşeti alıp çöpe atacağım tutuyor...
Anneanneme gitmek üzere yola koyuluyorum... Gidip biraz oturup sonra eve dönüyorum.
Anneannem annemi arayıp yumurta soruyor. Fakat yumurtaların akıbetinden habersiz annem, kendinden emin bir şekilde benimle gönderdiğini şiddetle savunuyor...
> (omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

bizimkiler...
Gazetelerdeki magazin sayfalarının artık iyice zıvanadan çıktığını anlatıyor Serdar;
“-Abi bunlarda namus izzet kalmamış hiç...”
***
Maçta kötü oynadığı eleştirilerine de kızıyor Serdar... Çok koşmuş, çok pas vermiş ve kendini beğenmiş
“-Bundan iyisi damda kayısı artık...”


Söz Market



tuzaktan kumanda
(...CNN TÜRK - Nasıl Yani)
BEYAZIT ÖZTÜRK: Magazinel olarak da hafif senin bir gitmen lazım buralardan herhalde...
HANDE ATAİZİ: Finali yaptık artık...
BEYAZIT ÖZTÜRK: Şemsiyeli final oldu...
HANDE ATAİZİ: Ne yapayım; caddeye bir çıkıyorum, tinercisi, çiçekçisi, böcekçisi, fareli köyün kavalcısı gibi... Hani İstiklal Caddesi’nde böyle bir maymun geçidi...

itiraf reyonu...
(...isim: istihbarat ...şehir: çok gizli ...yaş: Daha da gizli)
Dayımlar ailece İstanbul’da... Yakınlarını ziyaretten dönüyorlar...
Halk otobüsüne biniyorlar, dayımda keyif gıcır tabii, bir havalar... Bacak bacak üstüne atıp yolculuğun keyfini çıkarıyor...
Derken otobüs virajdan hızlı bir dönüş yapıyor, dayım koca otobüste tepetakla yere yuvarlanıyor.
Debelenirken de bir yandan şoföre bağırıyor,
“-Dursana yaaaa...”

(omer.soztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim...)

Te­mel’in ye­ri
Temel’in çocuğu olmuş... Hemen kahveye koşup müjdeyi vermiş;
“-Beni tebrik edin, artık babayım...”
“Uyyy” demiş Dursun;
-Oğlan mı?...
“-Hayır, bilemedin...”
-Demek ki kız?...
“-Bu memlekette de dedikodu amma hızlı yayılıyor yahu...”

Söz Der ki;
“-Sevgiyi sonsuza dek sürdürmeye çalışanlar, aşkı ise çalışmayanlar başarır...”
(...Kafa kaşındıran, jetonu biraz geç düşüren müthiş S.Ö.Z.leri)

ayaküstü
Leman Sam katıldığı televizyon programında teknoloji hayranlığının boyutunu eleştiriyor;
“-Uçak yere iner inmez insanlar telefonuna sarılıyor... Cep telefonu olmasa ne yapacaktınız?...”
Açıklama güzel, güncel ve ilginç...
Ancak bu haberi bir GSM hizmeti olarak cep telefonu ekranından okumak daha ilginçti...

bizimkiler...
Sabah Ahmet Abi surat bir karış geldi;
“-Yahu arkadaş; kış lastikleri de takılı arabaya, bugün karlı diye iki saatte gelebildim...”
Nihat Abi şikayeti yorumladı;
“-Senin araba arkadan çekişli... Önden çekişli olsaydı problem olmazdı...”
İsmail Abi son noktayı koyuyor;
“-Abi sen de geri geri gel bir dahakine... Daha çabuk gelirsin...”

kadınlar&erkekler
Bernard Shaw, ihtiyarlık yıllarında evinin bahçesiyle çokça uğraşıyordu...
Bir gün karısını ziyarete gelen yaşlı bir hanım, onu elinde çapa, iki büklüm görünce tanıyamadı.
Gözlüklerini düzelttikten sonra, “Günaydın bahçıvan efendi” dedi;
-Siz Shaw’ların yanında ne zamandan beri çalışıyorsunuz?...
“-Kendimi bildim bileli...”
-Verdikleri ücret sizi geçindiriyor mu?...
“-Yalnız yiyeceğimi veriyorlar...”
Yaşlı kadın, bahçıvanın bu hâline acımış olacak ki şu teklifte bulundu:
-Eğer benimle çalışırsanız, size yiyecek ve giyecekle birlikte yeterli aylık da verebilirim...
Bernard Shaw, “Teşekkür ederim” diyerek bu teklifi şöyle geri çevirdi;
“-Ne yazık ki ben, Bayan Shaw’a ömür boyu bağlıyım...”
Yaşlı bayan biraz da kızarak:
-Ama bu tutsaklıktan, kölelikten başka bir şey değil...
Bernard Shaw ise gülerek; “Hayır sayın bayan” dedi;
“-Biz buna ‘evlilik’ diyoruz...”

bir film di­ya­lo­ğu!
“-Belki bu dünyada kimse için huzur diye bir şey yoktur. Ama biliyorum ki, yaşadığımız sürece kendimize dürüst davranmamız gerekiyor...”
(...Spartacus filminden)

iğ­ne­lik...

FİLİSTİNLİ ÇOCUK

Gece teslim devlere,
F-16 ağıyor...
Gazze’deki evlere,
Gökten bomba yağıyor!

Akan kan oldu ırmak,
Bunda adâlet var mı?
Şehre bomba yağdırmak,
İnsanlığa sığar mı?

İsrail’de yok vefa,
İntikâm şekli uçuk...
Filistin’de son defa,
Anne diyor bir çocuk!

(...Sefa Koyuncu)

Komedi